Bir Galatasaraylının fanatik ruh hali...
Hasan Cemal
h.cemal@milliyet.com.tr
Bir Galatasaraylının fanatik ruh hali...
Futbolu gerçekten seviyorum. Hele Galatasaray Fenerbahçe'yi yendiği vakit tadına doyum olmuyor.
Bu taraftarlık tuhaf bir duygu. Belki buna taraftarlıktan çok fanatiklik demek daha doğru.
Ama şu da bir gerçek:
Futbolda taraftarla fanatik arasından geçen çizgi çok ince ya da fazlasıyla oynak...
Ben bir fanatik miyim?
Çarşamba akşamı kebapçıda son derece keyifli bir futbol geyiğinden sonra Ali Sami Yen'e doğru yürürken bu soruyu düşündüm.
Galiba ben bir fanatiğim.
Ya da değilim ama Fenerbahçe maçlarında bendeki fanatizm damarı fena halde kabarıyor.
Maç günü ne yaptım, biliyor musunuz? Öğle vakti Galatasaray TV'yi açtım. Fenerbahçe'yle bir maçımızı veriyordu.
Hani Olimpiyat Stadı'nda Fenerbahçe'yi 5 golle perişan ederek Türkiye
Kupası'nı kazandığımız ve neredeyse o 6-0'ın acısını çıkarttığımız maçı
90 dakika seyrettim.
Hakan Şükür'ün, Necati'nin, Ribery'nin birbiri ardından gelen golleriyle kaç yıl sonra yine mest oldum.
Bunun normal bir ruh hali olmadığını bilmiyorum değilim.
Ali Sami Yen tıklım tıklımdı.
Bizim tribün ise sıkıntılıydı.
Çünkü Teknik Direktörümüz, bir zamanlar ihtiyar tilki diye bağrımıza
basmaya hazırlandığımız Kalli'ye güvenimiz sıfırlanmış gibiydi.
5-1'lik Leverkusen felaketi, arkasından Kasımpaşa rezaleti derken hepimizin vücut kimyası bozulmuş, kimsede moral kalmamıştı.
Neyse ki sahaya çıkan takım bu kez abuk değildi. Yani herkes yerli yerindeydi.
Kim bilir, Kalli belki de pazar günü Kasımpaşa karşısında rezili çıkan
takım tertibinden gerekli dersleri almıştı. Ya da aldığına inanmak
istiyorduk.
Maça fırtına gibi girdik.
Biz de yerimizde duramıyorduk tribünde. Sanki onlarla birlikte bizler de sahada top koşturuyorduk..
Daha dakka bir gol bir olacaktı, Hakan kaçırmasaydı. Ama 4. dakika
dolmadan Ümit Karan'ın enfes pasıyla Hakan Şükür o eski günlerdeki gibi
klasik gollerinden birini Fener ağlarına takıverdi.
Kendimizden geçtik!
Yıldırım gibiydi takım.
Sağlı sollu akıyorduk. Soldan Arda, sağdan Sabri rüzgârın oğlu gibi top
taşıyorlardı. Mehmet Topal tarafından kilitlenmiş Alex, dar alanda bile
pas yapamıyordu.
Öylesine bir ilk yirmi dakika oynadık ki, Fenerbahçe'nin top görebildiği söylenemezdi.
Ve bütün umudumuz ikinci bir goldü. Ama fırsatları -İstanbul'daki
Leverkusen maçındaki gibi- yine mirasyedi zihniyetiyle harcamaya
başladık.
Gol bir türlü gelmedi.
Oysa ikinci golü atabilsek, maç kopacak ve belki tarihi bir farkın kapısı aralanacaktı.
İşte tam o dakikalarda, Fener savunma göbeğinin temel direği Lugano da kırmızı kartla oyun dışı kalmaz mı?
Yeme de yanında yat!
Artık on kişiydi Fenerbahçe...
Haydi bastır Cim Bom!
Ama ne olduysa durdu takım. Fenerbahçe on kişiyle oyunu dengelemeye
başladı. Pozisyonları yoktu ama bizimkiler de bir şey yapamıyordu.
Fenerbahçe kazara bir gol atsa yanabilirdik. Gollü bir beraberlik turu onlara getirecekti.
Tribünde kıvranmaya başladık.
Tam Çin işkencesi...
Ve bu işkence, Gökhan'ın sağdan fırtına gibi inip attığı enfes golle doruğuna çıktı.
Yıkılır gibi olduk.
Artık ağzımızı bıçak açmıyordu. Tam bu sıralarda kartsever hakem bir kırmızı kart da Gökhan'a çakmaz mı?
Aman Allah'ım!
Fener 9 kişiydi sahada.
Düşünebiliyor musunuz felaketi ya da rezaleti?.. Maçtan sonra cep
telefonuma akacak mesajlar, ertesi günkü manşet ve yorumlar bir bir
gözümün önünden geçip gidiyor:
"Galatarasay'ı Ali Sami Yen'de dokuz kişiyle eledik!"
Allah yazdıysa bozsun!
90. dakikaya girdik.
Bizim tribün boşalmaya başladı. Kimileri havlu attı, bitiş düdüğünü
beklemeden gitti. Ama ben inatla bekliyorum, çıkmadık candan umut
kesilmez misali...
Maç bitmek üzere.
Hakem saatine bakıyor.
Nonda sağa kaçtı. Topu aldı ve altı pasa doğru şandelledi. Onsekize tıkılmış Fenerliler, şaşkın!
Top Hakan'a doğru aşağı doğru süzülüyor. Ümit Karan birden fırladı,
"Bırak!" diye bağırarak... (Tabii sesini duymadım ama, serde biraz
futbolculuk olduğu için öyle bağırdığını sanıyorum).
Hakan çekildi.
Ümit Karan solla patlattı.
Aman Allah'ım!
Ağların dalgalanması, işte müjde bu!
Ve kendimi bir anda, hiç tanımadığım bir adamın kolları arasında buldum.
Fenerbahçe elenmişti.
Ve eminim 90 artı 3'te gelen bu golle spor yazarı meslektaşlarımın
birçoğu yazılarına takla attırdılar, başını sonunu değiştirmek zorunda
kaldılar.
Futbolun güzel yanı bu.
O düdük çalmadan bitmez.
Ve iyi ki futbol var!
İyi ki GS-FB rekabeti var!
Son söz:
Ben bir fanatik miyim yoksa?..




"Kadınlık meselesinde şekil ve kıyafet ikinci derecededir.
Asıl mücadele sahası,
asıl muzaffer olunması lâzım gelen saha nur ile, irfan ile, fazilet-i hakikiye
ile tezeyyün ve tecehhüz etmektedir."
Gâzi Mustafa Kemâl AtaTürk
























