buyrun size başsavcı,muhalefet,pkk, söylemlerinin ortak dili şoookkkk
buyrun size başsavcı,muhalefet,pkk, söylemlerinin ortak dili şoookkkk
'AKP'NİN KÜRT KAPANI'
Diyarbakır’da 03.01.2008 tarihinde akşam saatlerinde
patlayan bomba Kürt’lerin kayıp vermesine yol açarken , Türkiye
başbakanı Erdoğan ve Genel Kurmay Başkanı Büyükanıt bütün ekibiyle
Diyarbakır’a giderek Diyarbakır halkına sözde ‘’destek’’ vermişlerdir.
Bütün
bunlar elbette tesadüf değildir. Erdoğan ‘Diyarbakır’ı alacağım
demiştir. Bunun ilk adımlarını atmaktadır. AKP hükümeti 2007 genel
seçimlerinde Kürtler’den aldığı oylarla ve milletvekili sayısıyla
iktidara gelerek hemen Kürdistan’a bomba yağdırmıştır.
Bütün bunlar olurken PKK’nin AÖ Sosyal Bilimler Akademisi imzasıyla ‘’AKP’NİN KÜRT KAPANI ‘’ bir yorum yazısı yayınlanmıştır.
Yazı birçok propaganda amacı taşıyan yorumlar ve bazı isimler vererek belirleme yapılmasına rağmen AKP ile ilgili önemli olgulara
parmak basmaktadır. Yorum yazısında AKP’nin Kürtler’i kapana sıkıştırarak Kürt’lük olgusunun içeriğinin boşaltılmasından
bahsedilmektedir. Yazı şu noktalar üzerinde
durmaktadır:
Türkiye’de her zaman devletin önemli bir kurumu
olarak kabul görmüş olan orduyu da artık bu olanağın dışında düşünmemek
gerekir.
Böylelikle AKP
kendisini devlet içinde tek ve alternatifsiz bir güç odağı olarak
görmekte, elde ettiği bu güç konumundan hareketle Türkiye’nin çok köklü
ve temel bir sorunu olan Kürt sorununa, kendi elini güçlendirecek
tarzda bir plan ile yönelmektedir. Bu yönelimle Kürt sorununu esas
çözüm alternatifinden yoksun bırakmayı amaçlamakta ve Kürtleri ise
kendi yedeğine almayı hedeflemektedir.
Bu plan dâhilinde AKP,
devletin bütün iç ve dış olanaklarını harekete geçirmiş bulunmaktadır.
Özellikle ABD’nin Ortadoğu’daki “ılımlı İslam projesi”ne yamanması, bu
planın en önemli dış dayanaklarından birini oluşturmaktadır.
Bir
yanlış anlaşılmaya neden olmaması bakımından öncelikle şunu belirtmekte
yarar vardır: Kürt sorunu ulusal-demokratik bir sorun olduğu kadar,
aynı zamanda bir özgürlük sorunudur. Bunun dışında hiçbir çözüm
perspektifi bu sorunun çözüm olanaklarını yaratamaz. Soruna bu
perspektiften bakıldığında, AKP iktidarının ortada herhangi bir çözüm
politikasının olmadığı rahatlıkla görülmektedir. AKP’nin bir Kürt planı
olabilir, ama bu bir çözüm planı vardır anlamına gelmez. Buna rağmen
yine de bir politik planı vardır deniliyorsa, o halde bu planı nedir,
ne tür özellikler ihtiva ediyor? Öncelikle bu soruların
yanıtlandırılması gerekmektedir.
ABD patentli olduğu her halinden
anlaşılan AKP’nin “Yeni Kürt Planı”, Türk devletinin klasik inkâr ve
imha siyasetinden nispeten daha farklı, çeşitli bakımlardan “yeni” ve
bu anlamda da bir takım değişik özellikler ihtiva ediyor. Bu plan
muhtevası ve mantalitesi gereği, yöneldiği amaç ve hedefleri bakımından
klasik inkârcı siyasetten çok daha tehlikeli, daha kirli ve aynı
zamanda da çok daha uğursuzdur. Bu plana AKP’nin “Yeni Kürt Kapanı” da
diyebiliriz.
Türk devletinin 80 yılı aşan dönem içindeki Kürt
politikası, koyu bir imha ve kaskatı bir inkârcılıktır. İnkâr ve imha
siyaseti, Kürt denen olgunun sadece öznel dinamiklerini parçalama ve
dağıtmayı değil, Kürt olgusunu var eden tüm nesnel-kültürel yapısı ile
eritmeyi ve ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Söz konusu Kürt ya da
Kürtler olduğunda tümden varlıklarını yok saymak, ortadan kaldırmak bu
siyasetin en temel parametresi sayılmıştır. .............’’
‘’İnkâr
ve imha sisteminin sonuçlarına ilişkin bir de şu eklenebilir: Aslında
bu sistem sadece Kürt halkına değil, Türk ulusuna da çok şey
kaybettirmiştir. Kaskatı yapısında diretmesinin son 30 yıllık dönem
içinde Türk toplumuna ekonomik, sosyal, siyasal ve hatta insani olarak
maliyeti bir hayli yüksek olan sonuçları olmuştur. Tüm bu bakımlardan
bu sistemin savunulabilir hiçbir insani, ahlaki ve akla caiz olan
tarafı yoktur denilebilir.
Peki, Kürtlere bu düzeyde zarar veren,
Kürtleri yok sayan, Kürtlere bu kadar ağır bir bedel ödettiren bu
klasik inkârcı siyaset nasıl oluyor da AKP’nin “Yeni Kürt Planı”ndan
daha az tehlikeli olabiliyor? Klasik inkârcı siyasetin Kürtlerin başına
örmedik çorap, getirmedik kötülük ve felaketlerin sonuçları tüm
vahametiyle orta yerde dururken, bundan daha bir ötesi olabilir mi?
Öyle ise bu siyasetten daha tehlikeli bir siyasetin olabileceğini ileri
sürmek akıl kârı mıdır?
İlk etapta bu soruya, şöyle bir
genellemeyle bir yanıt vermek mümkündür: Genelde olguların maruz
kaldığı vahameti tanımlamak için şöyle bir düşünce ileri sürülür: “Bir
olguyu yok etmenin bir mantığı vardır, ama onu kendisine rağmen ve
kendisi için olmaktan çıkarmanın hiçbir mantığı yoktur.” Gerçekten de
yoktur, çünkü doğada hiçbir varlık kendisine rağmen kendisi olmanın
dışında değildir. Çünkü kendisi olmanın koşuluna bağlı olarak varlık
olabilme özelliğini kazanmıştır. Bu kural devre dışı kaldığında, kendi
doğal akışının dışına itilmiş demektir. Bu durumda olgu, artık kendisi
için bir olgu olma özelliğinde değildir. Artık hep kendisi olarak
görünmeye çalışır, ama gerçekte hiçbir zaman kendisi için, kendisi
olarak değildir. Hele insan denen varlık üzerinde yürütüldüğünde, bu
uygulamanın mantıksızlığı, özgürlüğe rağmen kendisi için
yaşanılabileceği inancını yarattığı için çok daha mantıksızdır.
İşte
AKP’nin “Yeni Kürt Planı”, Kürtleri tam da böylesi bir zemine ve tuzağa
çekme mantığına dayandığından, klasik inkârcı siyasetten çok daha
tehlikelidir diyoruz. Burada bir karşılaştırma ölçütü olarak klasik
inkârcı siyasetin baz alınmasına karşılık, haklı olarak şu içerikte bir
itiraz gelişebilir: Klasik inkâr ve imha sistemi Kürtlerin fiziksel
varlığını tümden ortadan kaldıramadı, yok edemedi. Bir yere kadar bunu
yaptı yapmasına, ama Kürtlerin fiziksel varlığını tümden imha
edilemeyeceğini anladığında bu sefer Kürtleri kendisi olmaktan
çıkartma, eritme ve Türk uluslaşması içinde başkalaşıma uğratma yoluna
gitti. Bu açıdan denilebilir ki, klasik inkârcı siyaset de Kürt
olgusunu kendisi olmaktan çıkartma yöntemine başvurmaktan geri kalmadı.
Doğrudur, bu siyaset de her şart altında Kürtleri kendisi olmaktan
çıkartmayı amaçladı. Ancak bu bile neticede bir Kürt inkârcılığına
dayanıyor. “Kürt denen bir olgu yoktur” diyor. Bir Türk uluslaşması
bağlamı içinde tanımlandığında Kürt olgusunu tümden eritmeyi
öngördüğünden, tüm mantıksızlığı içinde bir mantığa dayanıyor. Ama “Hem
Kürt olacaksın, hem Kürt olmanın gereklerine göre yaşamayacaksın”
demiyor. Dikkat edilirse, Kürtleri Kürt olarak kullanma mantığına
dayanmıyor. Hatta kaskatı ve kaba bir mantık yapısına dayandığından,
gayri iradi bir etken olarak Kürtlerde özgürlük ve direniş dinamiğini
sürekli tahrik ettiğinden bir yere kadar anlaşılabilir bir yan taşıyor.
Peki, ya AKP iktidarı ile yürürlüğe konulan bu “Yeni Kürt Planı”
Kürtler için neyi öngörüyor? Kürt denen olguda neyi, nasıl kendisine
bir dayanak yapıyor? Ya da soru şöyle de sorulabilir. Bu plan içinde ne
tür bir “Kürt” vardır? Bu Kürt, kimin Kürt’üdür? Bu bağlam üzerinden
sorular daha da çoğaltılabilir.
Şimdi burada önemli olan bu planın
muhtevasıdır, mantığıdır. Bu planın muhtevası, tek kelimeyle “yeni” bir
“Kürt kapanı”dır. Bu kapanda Kürtleri bekleyen şey, inkârcı sistemden
daha öte bir kötülüktür. Bu plan parça parça işlenilerek ortaya
konulduğunda, Kürtleri kıstırmak istediği kapanın ne menem bir kapan
olduğu rahatlıkla görülecektir.
AKP, ikinci dönem iktidara
gelmezden önce Kürt sorununa ilişkin kimi taktik ve stratejiler
izlemiştir. En başta Kürt inkârcılığı yoluna başvurmamış, gelinen
aşamada bunun bir geçerliliğinin kalmadığını görmüştür. Bir seçim
taktiği olarak “Kürt sorunu vardır”, “bu sorun Türkiye’nin bir
sorunudur” gibi söylemlerle Kürtlerde bir çözüm intibaı uyandırarak
Kürt oylarına yatırım yapmıştır. Buna karşılık Kürtlerde, daha çok da
bir takım Kürt çevrelerinde devletin kaskatı inkârcılığının şiddetinden
olacak ki, birileri çıkıp da devlet adına “Kürt sorunu vardır”
dediğinde, bu adeta Kürtlere bir lütuf sunuyormuş gibi bir algılayışa
neden olmuştur. Oysa AKP Kürt sorununa dair kendi “çözüm” rengini
hiçbir surette açığa vurmamış, her zaman muğlâk bir strateji
izlemiştir.
Ne var ki Kürt sorunu bir turnusol kâğıdı gibi
herkesin rengini açığa çıkardığı gibi, AKP’nin de rengini açığa
vurmakta gecikmemiştir. Şimdiki durumda “takke düştü kel göründü”
misali AKP’nin bütün foyaları açığa çıkmış, maskeleri düşmüştür.
Kürt
sorunu doğası gereği hiçbir muğlâklığa yer vermeyecek kadar
netleştirici bir özellik taşır. İster bu sorunun muhatapları isterse
karşıtları, her kim olursa olsun, bu sorun karşısında kendi rengini
belirleyemezlik edemez. Bir şekilde açığa vurmak durumundadır.
Geçenlerde basına verdiği bir mülakatında Recep Tayip Erdoğan, “Biz
bazı şeyleri açıkça ortaya koymuyorsak bu, terörle mücadele
stratejisinin muğlâklığının bir gereğidir” diyordu. Bunun anlamı şuydu:
“Biz Kürtlere karşı hep muğlâk bir strateji izledik, bundan sonra da
izlemeye devam edeceğiz.” Bununla güya AKP’nin Kürt planını kamuoyundan
gizlemeye çalışıyordu. Aslında ortada muğlâk olan, gizli kalan bir
durum yoktu. Bu zat Kürtleri ahmak yerine koymuş olacak ki, kendince
Kürtleri kandırdığını, bundan böylede kandırmaya devam edeceğini
düşünüyordu.
Sadece bu değil, şimdilerde Kürtlere karşı doğrudan
uygulama sürecine konulan birçok politik veri, bizlere AKP’nin nasıl
bir Kürt planının olduğuna, bundan böyle de ne tür bir taktik ve
strateji izleyeceğine dair çok daha net bir değerlendirme yapma imkânı
sunmaktadır.’’..........
Şöyleki:
AKP şimdiden bu uygulamayı başlatmış durumdadır. Her
fırsatta Recep Tayip Erdoğan’ın “PKK Kürtlerin temsilcisi değildir,
benim Kürt vatandaşı olan 72 vekilim vardır” dediği olay aslında budur.
Bununla sözüm ona Kürtlerin başka temsilcilerinin de olduğunu anlatmaya
çalışıyor. Doğrudan Kürtler içinde İslami nitelikte bir oluşum
yaratmaya çalıştıklarını tabii ki kamuoyundan gizlemeye çalışıyor.
Ortada böyle bir oluşumun olduğu kesindir. Bunun kararı verilmiştir’’
Lekolin Editörü
http://www.lekolin.com/modules.php?name=News&file=article&sid=161




"Kadınlık meselesinde şekil ve kıyafet ikinci derecededir.
Asıl mücadele sahası,
asıl muzaffer olunması lâzım gelen saha nur ile, irfan ile, fazilet-i hakikiye
ile tezeyyün ve tecehhüz etmektedir."
Gâzi Mustafa Kemâl AtaTürk
























