fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
blogmedya smart people www.aktifsayfa.comRSSYorum RSS
12 mart 1921fifa 2010

Banner Maker Banner Maker Banner Maker

bila kayd u şard "Kadınlık meselesinde şekil ve kıyafet ikinci derecededir. Asıl mücadele sahası, asıl muzaffer olunması lâzım gelen saha nur ile, irfan ile, fazilet-i hakikiye ile tezeyyün ve tecehhüz etmektedir." Gâzi Mustafa Kemâl AtaTürk Banner Maker nufüs huviyet cuzdanı myspace graphics

gökyüzü kadar kırmızı 2006

orfeonrecord13289.bloggum www.bigoo.wswww.bigoo.ws

mutlu seneler 2023 e naruto shippudennereye payidâr nereye world nereye worldolmazsa olmazGlitter Photossosyalguvenligi tam turkey su da suretthe bank kelebek ektisi worldworld gezegen

buyrun size başsavcı,muhalefet,pkk, söylemlerinin ortak dili şoookkkk 

 

 

  buyrun size başsavcı,muhalefet,pkk, söylemlerinin ortak dili  şoookkkk

 

 

 'AKP'NİN KÜRT KAPANI'
Diyarbakır’da 03.01.2008 tarihinde akşam saatlerinde patlayan bomba Kürt’lerin kayıp vermesine yol açarken , Türkiye başbakanı Erdoğan ve Genel Kurmay Başkanı Büyükanıt bütün ekibiyle Diyarbakır’a giderek  Diyarbakır halkına sözde ‘’destek’’ vermişlerdir.
Bütün bunlar elbette tesadüf değildir. Erdoğan ‘Diyarbakır’ı alacağım demiştir. Bunun ilk adımlarını atmaktadır. AKP hükümeti 2007 genel seçimlerinde Kürtler’den aldığı oylarla ve milletvekili sayısıyla  iktidara gelerek hemen Kürdistan’a bomba yağdırmıştır.

 

Bütün bunlar olurken PKK’nin AÖ Sosyal Bilimler Akademisi imzasıyla ‘’AKP’NİN KÜRT KAPANI ‘’ bir yorum yazısı yayınlanmıştır.

 

Yazı birçok propaganda amacı taşıyan yorumlar  ve bazı isimler vererek  belirleme yapılmasına rağmen  AKP ile ilgili önemli olgulara

 

parmak basmaktadır. Yorum yazısında AKP’nin Kürtler’i kapana sıkıştırarak Kürt’lük olgusunun içeriğinin boşaltılmasından

 

bahsedilmektedir. Yazı şu noktalar üzerinde durmaktadır:

‘’AKP’NİN “YENİ KÜRT KAPANI”
 
Türkiye gerçekliğinde herkes artık şunu kabul etmek durumundadır:
 
Devletleşen AKP, AKP’leşen bir devlet gerçekliğiyle karşı karşıyayız.
 
Mevcut durumda Türkiye’de devlet olan AKP’dir, AKP olan devlettir.
 
Bir devlet partisi olarak CHP’yi bunun dışında tutarsak, Türkiye tarihinde hiçbir siyasi iktidar AKP iktidarı kadar devlet kurumlarını
 
ele geçirme çabası içinde olmamıştır.
 
Şimdiki durumda bunu önemli oranda başardığı da söylenebilir.
 
Gayet açık olarak bunun anlamı şudur:
 
Bundan böyle AKP adına uygulanacak olan her politika bir devlet politikası niteliğini taşıyacaktır.
 
 
 

Türkiye’de her zaman devletin önemli bir kurumu olarak kabul görmüş olan orduyu da artık bu olanağın dışında düşünmemek gerekir.
 
Geçmişte AKP iktidarı ile ordu arasında bir çelişkinin olduğu, özellikle laik ve anti-laik bağlamına oturtulan bu çelişkinin olduğu söylenebilir.
 
Gelinen aşamada böyle bir çelişkinin olmadığı anlaşılmış görünmektedir. Öteden beri kendisini Atatürk devrimlerinin koruyucu bekçisi olarak gören bu kurumun bu gerçeklik karşısında bütün içyüzü ortaya çıkmış ve AKP iktidarına toslamıştır. Tümüyle AKP iktidarının emellerine ve amaçlarına hizmet eder bir konuma gelmiş, özellikle PKK ile mücadele konusunda daha fazla AKP’nin politikalarına işlerlik kazandıran bir rolün sahibi kılınmıştır. Gerçekte ise AKP, bir devlet politikası olarak orduyu PKK ile çatıştırmakta, bununla hem Kürdistan’daki özgürlükçü-demokratik muhalefeti zayıflatmayı, hem de PKK’ye karşı kesin bir başarısı olamayacağını -geçmiş deneyimlerin de çok iyi göstermesine karşın- bile bile topu orduya atarak tüm olası başarısızlıkların faturasını ona çıkartmayı amaçlamaktadır. Her iki olası durumda da kazanacak olan AKP olacaktır.
Böylelikle AKP kendisini devlet içinde tek ve alternatifsiz bir güç odağı olarak görmekte, elde ettiği bu güç konumundan hareketle Türkiye’nin çok köklü ve temel bir sorunu olan Kürt sorununa, kendi elini güçlendirecek tarzda bir plan ile yönelmektedir. Bu yönelimle Kürt sorununu esas çözüm alternatifinden yoksun bırakmayı amaçlamakta ve Kürtleri ise kendi yedeğine almayı hedeflemektedir.
Bu plan dâhilinde AKP, devletin bütün iç ve dış olanaklarını harekete geçirmiş bulunmaktadır. Özellikle ABD’nin Ortadoğu’daki “ılımlı İslam projesi”ne yamanması, bu planın en önemli dış dayanaklarından birini oluşturmaktadır.
Bir yanlış anlaşılmaya neden olmaması bakımından öncelikle şunu belirtmekte yarar vardır: Kürt sorunu ulusal-demokratik bir sorun olduğu kadar, aynı zamanda bir özgürlük sorunudur. Bunun dışında hiçbir çözüm perspektifi bu sorunun çözüm olanaklarını yaratamaz. Soruna bu perspektiften bakıldığında, AKP iktidarının ortada herhangi bir çözüm politikasının olmadığı rahatlıkla görülmektedir. AKP’nin bir Kürt planı olabilir, ama bu bir çözüm planı vardır anlamına gelmez. Buna rağmen yine de bir politik planı vardır deniliyorsa, o halde bu planı nedir, ne tür özellikler ihtiva ediyor? Öncelikle bu soruların yanıtlandırılması gerekmektedir.
ABD patentli olduğu her halinden anlaşılan AKP’nin “Yeni Kürt Planı”, Türk devletinin klasik inkâr ve imha siyasetinden nispeten daha farklı, çeşitli bakımlardan “yeni” ve bu anlamda da bir takım değişik özellikler ihtiva ediyor. Bu plan muhtevası ve mantalitesi gereği, yöneldiği amaç ve hedefleri bakımından klasik inkârcı siyasetten çok daha tehlikeli, daha kirli ve aynı zamanda da çok daha uğursuzdur. Bu plana AKP’nin “Yeni Kürt Kapanı” da diyebiliriz.
Türk devletinin 80 yılı aşan dönem içindeki Kürt politikası, koyu bir imha ve kaskatı bir inkârcılıktır. İnkâr ve imha siyaseti, Kürt denen olgunun sadece öznel dinamiklerini parçalama ve dağıtmayı değil, Kürt olgusunu var eden tüm nesnel-kültürel yapısı ile eritmeyi ve ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Söz konusu Kürt ya da Kürtler olduğunda tümden varlıklarını yok saymak, ortadan kaldırmak bu siyasetin en temel parametresi sayılmıştır. .............’’
 
‘’İnkâr ve imha sisteminin sonuçlarına ilişkin bir de şu eklenebilir: Aslında bu sistem sadece Kürt halkına değil, Türk ulusuna da çok şey kaybettirmiştir. Kaskatı yapısında diretmesinin son 30 yıllık dönem içinde Türk toplumuna ekonomik, sosyal, siyasal ve hatta insani olarak maliyeti bir hayli yüksek olan sonuçları olmuştur. Tüm bu bakımlardan bu sistemin savunulabilir hiçbir insani, ahlaki ve akla caiz olan tarafı yoktur denilebilir.
Peki, Kürtlere bu düzeyde zarar veren, Kürtleri yok sayan, Kürtlere bu kadar ağır bir bedel ödettiren bu klasik inkârcı siyaset nasıl oluyor da AKP’nin “Yeni Kürt Planı”ndan daha az tehlikeli olabiliyor? Klasik inkârcı siyasetin Kürtlerin başına örmedik çorap, getirmedik kötülük ve felaketlerin sonuçları tüm vahametiyle orta yerde dururken, bundan daha bir ötesi olabilir mi? Öyle ise bu siyasetten daha tehlikeli bir siyasetin olabileceğini ileri sürmek akıl kârı mıdır?
İlk etapta bu soruya, şöyle bir genellemeyle bir yanıt vermek mümkündür: Genelde olguların maruz kaldığı vahameti tanımlamak için şöyle bir düşünce ileri sürülür: “Bir olguyu yok etmenin bir mantığı vardır, ama onu kendisine rağmen ve kendisi için olmaktan çıkarmanın hiçbir mantığı yoktur.” Gerçekten de yoktur, çünkü doğada hiçbir varlık kendisine rağmen kendisi olmanın dışında değildir. Çünkü kendisi olmanın koşuluna bağlı olarak varlık olabilme özelliğini kazanmıştır. Bu kural devre dışı kaldığında, kendi doğal akışının dışına itilmiş demektir. Bu durumda olgu, artık kendisi için bir olgu olma özelliğinde değildir. Artık hep kendisi olarak görünmeye çalışır, ama gerçekte hiçbir zaman kendisi için, kendisi olarak değildir. Hele insan denen varlık üzerinde yürütüldüğünde, bu uygulamanın mantıksızlığı, özgürlüğe rağmen kendisi için yaşanılabileceği inancını yarattığı için çok daha mantıksızdır. 
İşte AKP’nin “Yeni Kürt Planı”, Kürtleri tam da böylesi bir zemine ve tuzağa çekme mantığına dayandığından, klasik inkârcı siyasetten çok daha tehlikelidir diyoruz. Burada bir karşılaştırma ölçütü olarak klasik inkârcı siyasetin baz alınmasına karşılık, haklı olarak şu içerikte bir itiraz gelişebilir: Klasik inkâr ve imha sistemi Kürtlerin fiziksel varlığını tümden ortadan kaldıramadı, yok edemedi. Bir yere kadar bunu yaptı yapmasına, ama Kürtlerin fiziksel varlığını tümden imha edilemeyeceğini anladığında bu sefer Kürtleri kendisi olmaktan çıkartma, eritme ve Türk uluslaşması içinde başkalaşıma uğratma yoluna gitti. Bu açıdan denilebilir ki, klasik inkârcı siyaset de Kürt olgusunu kendisi olmaktan çıkartma yöntemine başvurmaktan geri kalmadı. Doğrudur, bu siyaset de her şart altında Kürtleri kendisi olmaktan çıkartmayı amaçladı. Ancak bu bile neticede bir Kürt inkârcılığına dayanıyor. “Kürt denen bir olgu yoktur” diyor. Bir Türk uluslaşması bağlamı içinde tanımlandığında Kürt olgusunu tümden eritmeyi öngördüğünden, tüm mantıksızlığı içinde bir mantığa dayanıyor. Ama “Hem Kürt olacaksın, hem Kürt olmanın gereklerine göre yaşamayacaksın” demiyor. Dikkat edilirse, Kürtleri Kürt olarak kullanma mantığına dayanmıyor. Hatta kaskatı ve kaba bir mantık yapısına dayandığından, gayri iradi bir etken olarak Kürtlerde özgürlük ve direniş dinamiğini sürekli tahrik ettiğinden bir yere kadar anlaşılabilir bir yan taşıyor.
Peki, ya AKP iktidarı ile yürürlüğe konulan bu “Yeni Kürt Planı” Kürtler için neyi öngörüyor? Kürt denen olguda neyi, nasıl kendisine bir dayanak yapıyor? Ya da soru şöyle de sorulabilir. Bu plan içinde ne tür bir “Kürt” vardır? Bu Kürt, kimin Kürt’üdür? Bu bağlam üzerinden sorular daha da çoğaltılabilir.
Şimdi burada önemli olan bu planın muhtevasıdır, mantığıdır. Bu planın muhtevası, tek kelimeyle “yeni” bir “Kürt kapanı”dır. Bu kapanda Kürtleri bekleyen şey, inkârcı sistemden daha öte bir kötülüktür. Bu plan parça parça işlenilerek ortaya konulduğunda, Kürtleri kıstırmak istediği kapanın ne menem bir kapan olduğu rahatlıkla görülecektir.
AKP, ikinci dönem iktidara gelmezden önce Kürt sorununa ilişkin kimi taktik ve stratejiler izlemiştir. En başta Kürt inkârcılığı yoluna başvurmamış, gelinen aşamada bunun bir geçerliliğinin kalmadığını görmüştür. Bir seçim taktiği olarak “Kürt sorunu vardır”, “bu sorun Türkiye’nin bir sorunudur” gibi söylemlerle Kürtlerde bir çözüm intibaı uyandırarak Kürt oylarına yatırım yapmıştır. Buna karşılık Kürtlerde, daha çok da bir takım Kürt çevrelerinde devletin kaskatı inkârcılığının şiddetinden olacak ki, birileri çıkıp da devlet adına “Kürt sorunu vardır” dediğinde, bu adeta Kürtlere bir lütuf sunuyormuş gibi bir algılayışa neden olmuştur. Oysa AKP Kürt sorununa dair kendi “çözüm” rengini hiçbir surette açığa vurmamış, her zaman muğlâk bir strateji izlemiştir.
Ne var ki Kürt sorunu bir turnusol kâğıdı gibi herkesin rengini açığa çıkardığı gibi, AKP’nin de rengini açığa vurmakta gecikmemiştir. Şimdiki durumda “takke düştü kel göründü” misali AKP’nin bütün foyaları açığa çıkmış, maskeleri düşmüştür.
Kürt sorunu doğası gereği hiçbir muğlâklığa yer vermeyecek kadar netleştirici bir özellik taşır. İster bu sorunun muhatapları isterse karşıtları, her kim olursa olsun, bu sorun karşısında kendi rengini belirleyemezlik edemez. Bir şekilde açığa vurmak durumundadır. Geçenlerde basına verdiği bir mülakatında Recep Tayip Erdoğan, “Biz bazı şeyleri açıkça ortaya koymuyorsak bu, terörle mücadele stratejisinin muğlâklığının bir gereğidir” diyordu. Bunun anlamı şuydu: “Biz Kürtlere karşı hep muğlâk bir strateji izledik, bundan sonra da izlemeye devam edeceğiz.” Bununla güya AKP’nin Kürt planını kamuoyundan gizlemeye çalışıyordu. Aslında ortada muğlâk olan, gizli kalan bir durum yoktu. Bu zat Kürtleri ahmak yerine koymuş olacak ki, kendince Kürtleri kandırdığını, bundan böylede kandırmaya devam edeceğini düşünüyordu.
Sadece bu değil, şimdilerde Kürtlere karşı doğrudan uygulama sürecine konulan birçok politik veri, bizlere AKP’nin nasıl bir Kürt planının olduğuna, bundan böyle de ne tür bir taktik ve strateji izleyeceğine dair çok daha net bir değerlendirme yapma imkânı sunmaktadır.’’..........
Yazının devamında bu planın saçayakları sıralanırken bizce oldukça önemli bir noktaya parmak basılmaktadır.

Şöyleki:
’’ ‘Alternatif’ tam da AKP’nin ‘Yeni Kürt Kapanı’ dediğimiz planının esas ikinci önemli saç ayağıdır. Bu ayak uygulama niteliği bakımından bir yenilik göstermese de, doğrudan ‘Kürtler’ adına neyi öngörüyor olayını açıkça ortaya koyması ve yine ‘Kürtler’ adına bir ‘oluşum’ özelliğinde ortaya çıkartılıyor olması bakımından bir ‘yeni’ durumu ifade eder. Burada ‘yeni’ olan kapanın şekli ve ismidir. En temel dayanağı Kürtlere dışardan empoze edilen uğursuz bir özellik olan işbirlikçiliktir. Öyle ki, bu işbirlikçilik, tarihsel bir kategori olarak sürekli kendisini Kürtler içinde var edebilmiş, her zaman ve mekân diliminde egemenine benzeşen uşak tarzında her renk ve şekil altında ortaya çıkabilmiştir. Şimdi de AKP, kendi renginde bu uşaklığı siyasal bir yapıya kavuşturmak istemektedir. Sözüm ona bu işbirlikçilik, özgür Kürt’e karşı bir tamponlama işlevi görecektir. ‘Yeni Kürt Kapanı’ dediğimiz yan da zaten burasıdır.
AKP şimdiden bu uygulamayı başlatmış durumdadır. Her fırsatta Recep Tayip Erdoğan’ın “PKK Kürtlerin temsilcisi değildir, benim Kürt vatandaşı olan 72 vekilim vardır” dediği olay aslında budur. Bununla sözüm ona Kürtlerin başka temsilcilerinin de olduğunu anlatmaya çalışıyor. Doğrudan Kürtler içinde İslami nitelikte bir oluşum yaratmaya çalıştıklarını tabii ki kamuoyundan gizlemeye çalışıyor. Ortada böyle bir oluşumun olduğu kesindir. Bunun kararı verilmiştir’’
Bu yazıda devlet eliyle yaratılan ve Kürtler tarafından kurulmuş ve Kürt’lere karşı oluşumlardan bahsediliyor. AKP VE İKTİDARI Kürtler’e yok etme ve asimile planlarını din adı altında kolayca yapmaktadır. Yakın tarihimiz bu örneklerle doludur.
 

Lekolin Editörü

 http://www.lekolin.com/modules.php?name=News&file=article&sid=161

 

Yorum ekle

<< Ana sayfa