|
Hasan Cemal
h.cemal@milliyet.com.tr
Gazete satmak, gazete almak!(1)
Sabah-ATV'nin Çalık Grubu'na satışı, ihale onaylanırsa kesinleşecek. Bu
aşamada şimdilik bazı soru işaretleri var, üzerinde durulması gereken...
Şöyle özetlenebilir:
İhalenin tek katılımcı ile yapılması ister istemez kuşkulara yol açtı.
Kamu yararı açısından eleştirilere neden oldu.
İhaleye katılmalarına kesin gözüyle bakılan bazı grupların, niyetli
olmalarına rağmen son anda bu işten vazgeçmeleri kulisi dalgalandırdı.
Bu açıdan hükümetin arka planda şöyle ya da böyle bir rol oynayıp
oynamadığı konusu ihale ve siyaset gündeminde üst sıralara tırmandı.
Bir başka noktaya gelince:
Çalık Grubu'nun en tepe yöneticisi, Başbakan Erdoğan'ın damadı idi.
İhaleyle ilgili bazı haklı eleştiriler de bu ilişki yapısından
kaynaklandı.
Tayyip Erdoğan hükümeti kendine yakın, kendine yandaş bir medya grubu mu oluşturmayı amaçlıyordu?..
En tepe yöneticisi Başbakan'ın damadı olan bir grubun, devlet ihalesi
ile Türkiye'nin en büyük ikinci medya grubuna sahip olmasına hukuken
bir engel yoktu.
İhale süreci yasalara uygundu.
Ama aynı şey tarz açısından, siyaset etiği açısından söylenebilir miydi?..
Bu soruyla ilgili olarak, öyle sanıyorum ki, eğer ihale onaylanırsa
söylenecek ve söylenmesi de gerekecek bir şeyler mutlaka olacaktı.
Şimdi yazının bu bölümünü burada kesip, konuya bir başka pencereden bakmak istiyorum.
Aklıma takıldı.
Çalık Grubu'nun sahibi Ahmet Çalık'a acaba bugüne kadar şöyle bir soru soran oldu mu:
"Başarılı bir işadamısınız. Bir medya grubuna neden sahip olmak
istiyorsunuz?
Sabah ve ATV'yi satın alarak, diyelim tekstil gibi medya
alanında da en iyi gazeteyi, en iyi televizyon kanalını mı yapmak
istiyorsunuz?
Hep en iyinin peşinde misiniz?
Yoksa gerçek isteğiniz,
Ankara'da siyasal nüfuzunuzu artırmak mı?
Ya da hükümetle uyumlu bir
yayın politikasıyla grubunuzu, işlerinizi çok daha fazla büyütmek mi
var kafanızda?
Bir başka deyişle, gazete ve televizyon bir araç mı,
yoksa amaç mı sizin için?.."
Bu soruyu soran oldu mu?
Bilemiyorum.
Oysa bu soru ve benzerleri, Batı âleminin medya imparatoru Rupert
Murdoch'a geçen yaz Amerikan kapitalizminin medya alanındaki amiral
gemisi Wall Street Journal gazetesini satın alırken sorulmuştu.
Üstelik Murdoch'a bu sorular, satın alacağı Wall Street Journal'ı
yönetenler, o gazeteye haber ve yorum yazanlar tarafından sorulmuştu.
Bu arada New York Times, Washington Post, Financial Times, Guardian
gibi gazeteler hem başyazılarla, hem köşe yazılarıyla 106 yıllık
geçmişi olan Wall Street Journal'ın Murdoch'a satılmasına çok sert bir
dille karşı çıkmışlardı.
Bakış açılarının özeti şuydu:
Rupert Murdoch, tecrübeyle sabittir ki, gazetenin bağımsızlığını
önemsemez. Sahibi olduğu gazetelerin haber ve yorum politikalarına
kendi çıkarları doğrultusunda karışır.
Washington'daki, Londra'daki
iktidar odaklarıyla ana konularda kurduğu en üst düzeyde ilişkilerle
uyumlu olarak patronajı altındaki yayınları yönlendirir.
Eleştirilerin özeti buydu.
Ama bunlara Murdoch alışkındı.
"Beni üç ay boyunca soykırım suçu işlemiş bir tiran gibi yerden yere vurdular" dedi ama yılmadı, yolunda yürüdü.
76 yaşındaki küresel medya baronu, geçen ağustos ayında 5 milyar dolar
sayarak, çok sayıda gazete, televizyon kanalı ve internetten oluşan 30
milyar dolarlık imparatorluğuna Wall Street Journal'ı da kattı.
Ama bu arada bir başka şey oldu.
Wall Street Journal'ı yapan gazeteci milleti, gazeteleri satılırken
oturup yeni patron Rupert Murdoch'la gazetenin yorum ve haber
bağımsızlığını kâğıt üstünde güvence altına alan bir editoryal anlaşma
yaptılar.
Yarın da bu konuya devam edeceğim.
Ama nedense bir soru aklıma takıldı:
Sahi ben ne diye böyle bir yazı
yazıyorum ki?..
|