Demokrasiyi sıfırlayan hukuk rezaleti
18/03/2008 (2442 kişi okudu)
Türkiye'de demokrasi artık rayına oturuyor
derken, bir de arkamıza dönüp baktık ki, bir arpa boyu yol gitmişiz. Bu
güzel ülkede on yılda bir darbe yapılırdı; artık hukuk eliyle
demokrasiye müdahale ediliyor. Askerî darbelerdeki tankların,
silahların yerini artık savcılar, hâkimler almaya başladı.
AK Parti, daha 7 ay önce 22 Temmuz Seçimleri'nde, seçmen sayısının
yarısına yakın kısmının oyunu alarak yüzde 47 ile 340 milletvekili
çıkardı ve tek başına iktidara geldi. Lâkin, jüristokratik egemenliğini
açıkça ilân eden jakoben oligarşi, peşin ideolojik ve siyasî
hükümleriyle zorbalığını devam ettirmeye çalışıyor.
AK Parti hakkında kapatılma dâvâsı açılması, sadece Türk hukuk ve
siyaset tarihinin değil, dünya tarihinin de en utanç verici
olaylarından biridir. Daha önce de Refah Partisi ve Fazilet Partisi
hakkında kapatılma dâvâsı açılmış; gene aynı gerekçeyle, yani laikliğe
karşı fiillerin odaklaştığı iddiasıyla bu siyasî partiler haksız
şekilde kapatılmışlardı. Ancak, bu defa durum tamamen farklıdır. Bir
defa, bu partilerin kapatıldığı sırada Türkiye'de 28 Şubat Darbe süreci
sözkonusuydu.
İkinci olarak, bu partiler TBMM'de çoğunluğa sahip değillerdi ve
RP döneminde bir koalisyon yönetimi vardı. Nihayet, Anayasa'nın siyasî
partilerin kapatılmasıyla ilgili 69. maddesinde henüz 2001
değişiklikleri yapılmamıştı.
* * *
Yargıtay C. Başsavcısı 'nın AK Parti'nin kapatılmasıyla ilgili
iddianamesini esefle, bazen de kahkahalar atarak okuyorum. Laikliğe
aykırı fiiller olarak gösterilenlerin tamamı saçma sapan, incir
çekirdeğini doldurmayan, gülünç iddialardan ibaret. İçinde neler yok
ki... Mayo reklâmlarının kaldırılması, içki yasağı (tamamen gerçek
dışıdır), laikliği tartışmaya açma, Nazi Almanyası, Mussolini
benzetmesi vs. vs... Bütün bu sözde fiillerden sadece bir tekinin bile
hukukîliği, bilimselliği, tutarlılığı, ciddîliği gösterilemez.
Tabiî bütün bu sıralananlar lâfü güzaftan öteye geçmiyor. Sonunda
dilin altındaki bakla ise 'türban yasağının kaldırılması' olarak ortaya
çıkıyor. Aslında gerçek sebep, oligarşik bürokrasinin bir inatlaşma
hâline getirdiği başörtüsü meselesi olarak görülüyor. Nitekim, RP ile
FP de aynı sebepten kapatılmışlardı.
Açıkçası, oligarşik azınlık, hukuku kullanarak şu mesajı veriyor:
Oyların yarısını değil, isterseniz tamamını alınız, buna aldırmayız.
Biz millî iradeyi, millet egemenliği filan takmayız. Anayasa'yı
değiştirirseniz Anayasa Mahkemesi var; idarî tasarrufta bulunursanız
Danıştay var; daha da ileri giderseniz üniversiteyi sokağa dökeriz;
bununla da olmazsa darbe için askeri tahrik ederiz. Nitekim, CHP lideri
Baykal'ın, 'Oyların yüzde 90'ını da alsanız farketmez' lâfı, bu gerçeği
yansıtmıyor mu?...
* * *
RP lideri Erbakan, kapatma dâvâsı karşısında sessiz kalarak boynunu
uzatıp beklemişti. Partisinin kapatılacağına bir türlü inanmak
istemedi. Hattâ kapatılma kararından bir hafta önce AYM Başkanı'na
iltifatlar dolusu bir mektup bile gönderdi. Neticeyi biliyorsunuz...
Türkiye'de, ne yazık ki tuz kokmuştur. İnsanların Allah'tan sonra
sığınacağı yargı sistemi iflâs etmiştir. Adalet terazisi, artık tamamen
çarpıtılmıştır. Geçen sene meşhur 367 dâvâsının sonucu için gazeteler
'9-2 Sezer galip' diye manşetler atmışlardı. Anayasa Mahkemesi
üyelerinden 9'unu Sezer'in (aslında birini de Demirel atamıştı), 2'sini
Özal'ın atadığını; bu yüzden 367 skandalının, bir futbol maçı skoru
gibi 9-2 sonuçlanacağını söylüyorlardı. Hiç kimse dâvânın hukukî
tarafına ağırlık vermemişti. Tahminler aynen gerçekleşti ve 367 kararı
bir kara leke olarak hukuk tarihimize geçti.
CHP'nin başörtüsü konusundaki Anayasa tadilleri için açtığı dâvâ
ise, Anayasa'nın 148. maddesindeki açık hükümlere rağmen esastan
görüşülmek üzere gündeme alındı. AYM, yetki gaspında bulunarak yapılan
değişiklikleri iptal ederse, doğrusu bu neticeye hiç şaşmayız.
* * *
Bu arada AK Partili yetkililere de bir çift lâfımız var. 2003
yılında, AYM'nin ittifakla yaptığı teklife göre, AYM üyelerinin bir
kısmının TBMM tarafından seçilmesi isteniyordu. Bu teklif, ne yazık ki
TBMM'de uyutuldu. Diğer taraftan, Siyasî Partiler Kanunu ve
Anayasa'daki siyasî partilerin kapatılmasıyla ilgili antidemokratik
hükümlerin -çeşitli ikazlarımıza rağmen- değiştirilmeden devam
ettirilmesi, ihmal kelimesiyle izah edilemeyecek bir gaflettir.
* * *
Şimdi ne yapılmalıdır? Önce, AYM, bu gayrı hukukî, peşin hükümlerle
dolu dâvâyı reddetmelidir. Lâkin, AYM'nin bugünkü yapısıyla bunu pek
mümkün görmüyoruz.
AK Parti, aynı tehdit altında bulunan MHP ile bir araya gelerek
Siyasî Partiler Kanunu'nu ve Anayasa'nın 68. ve 69. maddelerini derhal
değiştirmelidir. Bu da AYM'den dönerse, AYM'nin terekküp tarzı ve
yetkileri değiştirilmeli, ayrıca erken seçime gidilmesi düşünülmelidir.
|