Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
blogmedya smart peopleRSSYorum RSS
fifa 2010
bila kayd u şard "Kadınlık meselesinde şekil ve kıyafet ikinci derecededir. Asıl mücadele sahası, asıl muzaffer olunması lâzım gelen saha nur ile, irfan ile, fazilet-i hakikiye ile tezeyyün ve tecehhüz etmektedir." Gâzi Mustafa Kemâl AtaTürk myspace graphics

www.bigoo.wswww.bigoo.ws

mutlu seneler 2023 e nereye payidâr nereye world nereye worldolmazsa olmazGlitter Photossosyalguvenligi tam turkey su da suretthe bank kelebek ektisi worldworld gezegen

Hayata sahip çıkma operasyonu 

Hayata sahip çıkma operasyonu

Bu haftanın en olağandışı gelişmesi muhakkak ki ulusalcılık kelimesi etrafında fazlasıyla sık duyduğumuz birçok ismin de dahil olduğu 30 küsur kişinin bir gece yarısı operasyonu sonucunda aynı anda tutuklanmasıydı. Olay öncesinde siyasi gündemi analiz etmekte olanlar muhtemelen hükümetin böyle bir operasyona hiçbir biçimde girişemeyeceği bir dönemin içinde olduğumuzu düşünmekteydiler. Çünkü Başbakan’ın İspanya’da bir basın mensubuna verdiği sıradan yanıt etrafında köpürtülen ‘türban’ gündeminin AKP’yi paralize edeceği varsayımı çok gerçekçi gözükmekteydi. Başörtüsünün en azından üniversitelerde serbestçe takılabilmesini isteyen hükümetin, böyle kritik bir süreçte kendisini riske atacak adımlar atması normal olmazdı. Seçimler öncesinde bu partinin nasıl her fırsatta ‘gayrı milli’ ilan edilmeye çalışıldığını hatırlarsak, AKP’nin özellikle kendisini milliyetçilerle karşı karşıya getirecek adımlardan sakınacağı beklenirdi…

Ama öyle olmadı. Şimdi olaya tersten bakarak bu tutuklamaların iktidara bir pazarlık kartı sağladığını söyleyecek olanlar da çıkacaktır. Yani tutuklamaların adli bir takiple sonuçlanmaması karşısında, kendilerini ulusalcılarla yakın gören veya onlarla doğrudan ya da dolaylı bağlantı içinde bulunan bürokratik kişi ve kurumların da başörtüsüne ‘evet’ diyebileceği hesapları yapılacaktır. Ancak birçok konuda irade eksikliği ve tutarsızlığı görülen AKP hükümetinin, bu ülkeyi –hep söylendiği üzere – ‘hak ettiği’ seviyeye getirmek üzere samimi bir niyeti olduğu göz ardı edilemez. Her şeyi Başbakan’ın ağzından çıktığı andan itibaren haber veya mesele haline getiren medyanın, Erdoğan’ın söylemediği birçok konuda inisiyatif almakta olabileceğini de düşünmesinde yarar var. Ve işin ilginci, bu söylenmeyen inisiyatiflerin başörtüsü veya imam hatipler gibi alanlarda değil, doğrudan demokratikleşme ile ilgili olma ihtimali de çok yüksek.

Buradan hareketle AKP’nin ‘demokrat’ bir parti olduğu, ya da bu hükümetin ‘demokrat’ bir projeyi hayata geçirmeyi hedeflediği tabii ki söylenemez… Ama açık bir gerçek var: Türkiye’nin demokratlaşmasında AKP’nin çıkarı var ve de AKP’nin bizatihi varlığı bu ülkenin siyasal sistemini demokratlaşmaya doğru itiyor. Dolayısıyla en azından şu dönemde, AKP’nin ‘işine gelen’ değişimler aynı zamanda devletle toplum arasındaki mesafenin azalmasını ve devletin sivilleşmesini ima ediyor. İlk hükümet dönemi bir ‘ayakta kalma’ ve ‘rüştünü kanıtlama’ çabasıydı. Bu nedenle sivil/asker ilişkileri açısından kritik öneme sahip İçişleri, Adalet ve Savunma bakanlıklarına çok daha milliyetçi ve devletçi olan sağ gelenekten takviyeler alınmıştı. Ama bilindiği üzere, birçok kişinin hiç beklemediği bir biçimde Erdoğan bu iktidarı kısa tuttu ve seçime gitti. Seçim sonrasında ise bu üç bakanlıkta çok dengeli bir değişim oldu: Savunma Bakanı kaldı, ancak diğer ikisi Başbakan’a yakın insanlarla değiştirildi. Yeni dönemin meselesi ise, sivil hükümetin bürokrasinin dizginlerini kendi iradesiyle tutması ve ona hakim olabilmesi...

Nitekim bu performansı Kandil operasyonu sırasında gördük. Birçok yabancı gözlemci Kuzey Irak’a yapılan harekata rağmen hükümetin olayı yönlendirmesini ve askeri eylemin sınırlarını çizmesini ‘ufak çaplı bir siyasal şaheser’ olarak tanımladı. Erdoğan’ın aniden kucağına düşen başörtüsü meselesinde de ne denli hazır olduğunu ve geri çekilmeye hiç niyeti bulunmadığını görüyoruz. O nedenle ulusalcıları toparlayan son gece yarısı operasyonu ‘hayati’ bir hamle. Bu ‘hayati’lik iki yönlü: Ulusalcıların ve onlarla ilişki içinde siyaseti terörize edenlerin siyasi hayatının hem kişisel hem de kurumsal açıdan sona erebilecek olduğunu ortaya koyarken; bu toplumun nihayet kendisini sarmalayan ideolojik dehşet denkleminin dışına çıkabileceğini ve kendi hayatı üzerinde egemen olabileceğini ima ediyor.


 

27 Ocak 2008, Pazar 

ETYEN MAHÇUPYAN 

Yorum ekle

<< Ana sayfa