Plan ne kadar ayrıntılı?
Murat Belge
18/03/2008 (6845 kişi okudu)
Önce pratik konudaki soruyu sorayım:
tasarlanmış, adımları hesaplanmış bir planla mı karşı karşıyayız?
Girişimde bulunan kişi Yargıtay kurumunun Başsavcısı. Kimseye
danışmadan, aklına estiği gibi bir işe kalkışması ihtimali zayıf
görünüyor. Yapılan iş de öyle ufak tefek bir şey değil. Bütün dünyada
yankılanacağı besbelli. Nitekim yankılanmaya başladı. Düğmesine basılan
bu süreci tasarlanan sonuna götürecek bir Türkiye'nin 'Demokratik
dünya'da bir yeri olmayacağı yeterli açıklıkla söylendi bile. Buna
rağmen o sonuca varmak üzere birlikte hareket etmeye hazır kişiler ve
onların kurduğu böyle bir plan var mı?
Kapatılması tasarlanan parti, boynunu büküp başına gelecekleri
beklemeye niyeti olmadığını açıkladı. Daha önce, çeşitli 'muhtıra'lar
havada uçuşurken de böyle beyanlarda bulunmuştu. Başsavcı ve
yanındakiler bunları da göze alarak mı plan yaptılar? İçeride,
dışarıda, böylesine bir süreci başlatmanın sonuçlarını gerçekten göze
aldılar mı?
Öyleyse (ki olabilir tabii) işimiz var. Ama varsa var- biz de boynumuzu bükmeyeceğiz herhalde.
Yoksa bu da daha fazla alışık olduğumuz türden 'alaturka' bir
girişim mi? 'Hele bir başlatalım da, gerisi Allah Kerim!' türünden bir
şey?
Bir planın gerçekleştirilesi için diyelim o karar noktası, on özne
vardır. Başarıya ulaşmak için, bunların hepsinin, sıraları gelince,
rollerinin gereğini önceden kararlaştırıldığı şekilde yerine
getirmeleri gerekir. Benim sorduğum da bu: Böyle bir hazırlık var mı?
Yoksa o varsayımsal 'on özne'den yalnız üçünün onayı alındı, ama
ötekiler için de 'süreç başlayınca başka türlü davranamayacakları için
umduğumuz gibi yaparlar' mı denildi?
Plan bu kadarsa, bunun gerçekleşmemesi ihtimali daha fazladır-
hele böyle şakaya gelmeyecek risklerle dolu bir olay söz konusu ise. Bu
da gayriciddi bir durum şüphesiz, ama şimdiye kadar olan birçok şey,
örneğin 'Ergenekon' davranışları, bu çerçevenin dışına pek de
çıkmamıştı. Yani plan 'gayriciddi' diye fazla yadırganacak bir durum
yok.
Öyle veya böyle, bir süreç başladı ve bundan böyle hiç kimse, bu
olay olmamış gibi yaşayamaz. Bunun ilerideki aşamalarında Türkiye'de ya
demokrasi kelimesinin de telaffuz edilemediği bir ortam oluşur (ve
bugünün dünyasında varolabildiği kadar sürer) ya da 'iyimser senaryo'ya
girilir ve bu tünelden, demokrasi bir hayli güçlenmiş olarak çıkılır.
Her iki ahvalde de (geçen gün Ahmet Altan'ın yazdığı gibi) bugünkünden
epey farklı bir Türkiye'de bulacağız kendimizi.
Şu sıra, birinci ihtimali göze alanlar, bununla varolmaya razı
olanlar veya bundan kendilerine fayda bekleyenler, 'Bu bir hukuk
sürecidir' diyorlar.
Oysa bu süreç için söylenecek son söz 'hukuki' olduğu. Bu ülkenin
en önemli sorunlarından biri, yargıyı, belirli bir politikanın militan
uygulayıcısı haline getirmesi ve bunu insanların zihninde
normalleştirmesidir. Başsavcı'nın girişimi bu alışkanlığın pek çok
örneği arasında bir tanesidir. Dolayısıyla bu bataktan çıkmak için
yapılması gereken ilk işlerden biri yargının hukuka uydurulmasıdır.
|