Siyasetin sonu
Nuray Mert
18/03/2008 (6707 kişi okudu)
Olabilecek en kötü şeylerden biri oldu ve
AKP'nin kapatılması davası açıldı. Bu, sıradan bir siyasi kriz değil,
sistem krizi ve gelinen nokta, tüm ülke için çok ama çok vahim. Süreç
ne şekilde işlerse işlesin ve sonuç ne olursa olsun, hasar şimdiden çok
büyük. Daha öncekilerden daha derin bir kriz, çünkü bu kez çoğunlukla
iktidar olan parti kapatılmak isteniyor, bu yürütme ile yargının daha
önce görülmemiş biçimde karşı karşıya gelmiş olması demek.
Önce şu konuda anlaşalım, böyle bir durumdan 'kazançlı' çıkan
olmaz. Ne, 'Kapatırlarsa yüzde 70'le geliriz', ne de 'Yüzde 90 olsalar
kapatırız/kapatırlar' kafasıyla bu süreçten salimen çıkamayız. Sonuçta,
toplumun bazı taleplerini dikkate almamakta ısrarlı bir kurucu ideoloji
söylemi ve kurumları ile, kurucu ideolojinin temel reflekslerini ve
kurumlarını ciddiye almakta zaafa düşen bir demokrasi söylemi ve
yürütme ile karşı karşıyayız. Bu çok ciddi bir çatışma hattı ve ortamı.
Ne kurucu ideolojiyi sonsuza kadar her türlü tartışmaya kapatarak
'Cumhuriyet' korunur, 'ne seçimle geldik, kralını tanımayız' kafasıyla
demokrasi işler. Bu iki kafanın bizi sürüklediği uçurumda tutunacak dal
bulmak zorundayız. Ne dar kafalı bir cumhuriyet bekçiliği ne de, aynı
derece dar kafalı bir demokrasi kahramanlığı tutunacak dal değil. Kim
ne kadar bekçilik yapar veya diğer taraftan kim ne kadar çok oy alırsa
alsın, demokrasiler, asgari müştereklerin olduğu zeminde işler.
Demokrasi dediğimiz şeyin işlemesi için, asgari uzlaşma zemini,
en az özgürlüklerin teminatı kadar önemlidir. Asgari uzlaşı zemininin
ortadan kalktığı toplumlarda, özgürlük falan lafta kalır, kapışma,
dalaşma ortamı hâkim olur. Şu anda söz konusu olan, bu yönde bir
gidiştir.
Bence testi, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde kırılmıştır.
Laikliğin bu denli gergin bir çatışma hattı olduğu bir ülkede, sadece
on sene önce büyük bir demokrasi türbülansı olan 28 Şubat müdahalesine
(velev ki, haksız olarak olsun) muhatap olan İslamcı siyasi heyetten
birinin cumhurbaşkanlığında ısrar, sistemin sigortasını attırmıştır.
Hep söylüyorum, benim bu heyetin 'gizli niyetleri' olduğu yönünde
kuşkum yok. Ancak. 'Dün söylediklerimize bakıyorum da inanamıyorum
diyen' bir siyasi kişilik portresinin kuşku, sorun yaratmaması
beklenemezdi.
AKP'nin birinci iktidar döneminde, normalleşme yolunda bir umut
belirmişti. Başbakan, önce Cumhurbaşkanlığı adaylığından imtina ederek,
seçim sonrasında da 'uzlaşma' işareti vererek, bu normalleşmeyi ikinci
döneme taşıma iradesi sergilemişti. Keşke partisi ucuz siyaset yerine,
Erdoğan'ı trajik seçim yapmaya zorlamak yerine, elini rahatlatan tavır
takınsaydı, bugün durum daha farklı olurdu diye düşünmekten kendimi
alamıyorum.
Şimdi, iki duvar arasına sıkıştık. Bir yanda, laikliği, türban
konusunu marazi bir takıntı haline getirerek, parti kapatarak, (sevin
sevmeyin, beğenin beğenmeyin) yakın tarihte siyaset sahnesine çıkmış en
popüler siyasetçiyi yasaklayıp, oyun dışı bırakarak korumaya çalışan
bir cumhuriyeti koruma anlayışı ve onun kullandığı siyasi imkânlar var.
Diğer yanda ise, demokrasiyi, 'piyasaları satın almak' ve 'vur vur
inlesin'ci bir milli irade parantezine sıkıştıran bir anlayış, parti ve
onun kullandığı siyasi imkânlar var. Ve belli ki, taraflar bu imkânları
kullanmakta gaza basmaktan geri durmayacaklar. Bu durumda, ben artık
tünelin ucunu göremiyorum. Yine de, nasıl olacak bilmiyorum ama,
inşallah bu süreçten korktuğumuzdan daha az hasar alarak çıkarız.
|