Şimşek: Şimdi mikro reform zamanı
Şimşek: Şimdi mikro reform zamanı
24/07/2007
UĞUR GÜRSES
Genel seçimlerin galibi AKP'nin en çarpıcı milletvekili yatırım bankası Merrill Lynch'ten transferi Mehmet Şimşek oldu. Gaziantep'ten Meclis'e giren Şimşek'in ekonomiyle ilgili bir bakanlığa getirilmesine kesin gözüyle bakılıyor. 22 Temmuz 2007 genel seçimlerden kısa süre bir önce AKP'nin yeni ekonomi kurmayıyla görüşmüştük. Şimşek, sorularımıza şu yanıtları vermişti:Dört buçuk yılın ardından Mehmet Şimşek'in gözünden, eksik kalan icraatlar, yeni dönemin gündemi neler?
Birinci dönemden eksik kalan, en azından reform ayağından söz edecek olursak, sosyal güvenlik reformunun geciktirilerek son bir-bir buçuk yıla bırakılmış olması. Gerçi Türkiye'de sosyal güvenlik reformunu yapmak cesaret isteyen bir şey.
Aslında, tüm gelişen ülkelerde, hatta gelişmiş ülkelerde sosyal güvenlik reformu yapmak çok kolay değildir. Ben ilk kez sayın Başbakan'la 2005 yılının ekim ayında Londra'da bir Avrupa Birliği zirvesinde bir araya geldiğimde Mısır'daki sosyal güvenlik fazlasını örnek göstererek dedim ki, "Bizde de olması gereken bu. Oysa bizim çok ciddi bir açığımız var. Uzun vadeli sürdürülebilir bir mali yapı düşünüyorsak, mutlaka bu sosyal güvenlik reformunun yapılması gerek" dedim.
Sayın Başbakan "Mutlaka bunu yapacağız" dediler. Yatırım-tasarruf açığı açısından bakarsanız, kamu tasarruflarını artırmak anlamında konuşuyorum, bu reformun çok kapsamlı bir biçimde uygulamaya konulması gerekiyor. Benim birinci önceliğim bu. İkinci önceliğime gelince, Türkiye'de cari açık yüksek. Bunun arkasında temelde birtakım yapısal problemler, nedenler var. Genelde, katma değeri düşük, montaja dayalı ve düşük kâr marjlı sektörlerdeyiz, ya da bu tür ürünleri üretiyoruz. Mutlaka teknolojisi ve katma değeri daha yüksek ürünlere geçmemiz lazım.
1990'lı yıllardan başlayıp, 2005'e kadar olan dönemde ülkelerarası kalkınmışlık farkını analiz eden bir çalışmam var. O çalışmalardan çıkan, ülkeler arasındaki kişi başı geliri en iyi anlatan fark, verimlilikten kaynaklanıyor. Maalesef biz de verimliliği, her ne kadar son birkaç yılda çok mesafe almışsak da, sürdürülebilirlik boyutuna çekmemiz gerekir. Mutlaka ve mutlaka rekabeti artırmamız lazım. Genellikle, Türkiye gibi ülkelerde problem varsa makro problem sayılır. Bana kalırsa, mikro düzeye inmemiz lazım. Burada sadece imalat sanayiine değil, hizmetler sektörüne çok yakından bakmak lazım. Hele perakende gibi sektörler çok kritik.
Ağırlıklı olarak döviz kurunun hiç etkili olmadığı ya da az etkili olduğu, dış ticarete konu olmayan sektörlerde mi rekabeti artırmak gerekiyor?
Üretimin temel hammaddesi rekabettir. Rekabet yenilikçilik ve yenilik için çok temeldir. Burada, bütün sektörlere giriş çıkışları basitleştirmemiz lazım. Bakın sadece girişleri değil, çıkışları da. Türkiye'de bir şirketi kapatmak beş yıl alıyor. Bana söylenen o. Bugün ziyaret ettiğim bir yerde, odadan kayıt silmek için bile yüklü ödeme istendiğinden bahsettiler.
Bir başka konu, rekabetin önündeki engelleri kaldırmak. Rekabetin önündeki temel engeller neler diye sorarsanız, en başında kamu sektörünün büyüklüğü var. Kamu harcamalarının milli gelire oranı yüzde 44'lere kadar çıkmış. Şimdi yüzde 30'lara indirmişiz. Bence bu bile yüksek.
Ama ciddi bir mesafe kaydedilmiş. Bakın, son dönemlerde yani son 50-60 yılda sadece birkaç ülke çıkış yapabilmiş. Baktığınız zaman çok dikkatinizi çeken bir özellik var; kamu sektörü harcamalarının milli gelire oranı ya düşük başlamış ya da ciddi bir şekilde düşürülmüş. Aşağı yukarı her ülkede, 10 puanlık bir düşüş var.
Bana kalırsa, eğer mümkünse kamu sektörünün daha da küçültülmesi lazım. Belki kamu harcamalarını kısmak zorunda değilsiniz. Ekonomi büyürken artırmazsınız. Bir başka konu, kayıt dışı. Birçok kişi, kayıt dışı denilince, bir gelir kaybı problemi olarak bakarlar. En önemlisi haksız rekabettir.
Peki bu kayıt dışı ile mücadele ciddi bir siyasal irade gerektirmiyor mu?
Evet. Bu konuda bazı adımlar atıldı. Dışarıdan bakınca, başarılı olamadığımız alanlardan biri. Kayıt dışına iten nedenleri ortadan kaldırmamız lazım. İstihdam üzerindeki yükler çok ağır. Beyannamede nadir yerlerde rakam vermişiz. Bu yükleri beş puan aşağı çekmek istiyoruz. Bir başka konu, söylediğim zaman insanlar yanlış anlıyor beni, ben diyorum ki, tüketici haklarının korunması lazım.
Bu, belli bir kalite ve yenilik gibi birçok anlamda sağlıklı bir sistem için çok önemli. Türkiye'nin bu konuya eğildiği kanısında değilim. Bir başka konu, çıkar grupları. Bütün ekonomilerde vardır. Bizim, çıkar gruplarını rekabet eder hale getirmemiz lazım. Rekabetin önündeki tüm engelleri kaldırmamız lazım. Bir başka konu, işgücü piyasasını daha esnek hale getirmemiz lazım. Nedir mesela? Yarı zamanlı (part-time) çalışmaya izin vermemiz lazım. Detaylı olarak bakılması gerekiyor. Bunu, oturacağız, ilgili kesimlere açık ve güzel bir biçimde anlatacağız, bunun toplumsal uzlaşmayla yapılması gerekiyor. Başbakanımızın tercihi de böyle. İnşallah, toplumsal uzlaşma sağlanır da, bugünkü durumdan daha esnek hale gelir. Bana kalırsa, fakirlikten kurtulmanın yolu, Batı'nın yüksek verimlilik modelini örnek almaktır.
Son üç-dört yıldan bu yana tanık olduğumuz, sağladığımız verimlilik artışı 'köpüğün atılması' mıydı?
Başlangıçtaki verimlilik artışı, özellikle imalat sanayiindeki verimlilik artışının nedeni, 'job destruction' dediğimiz, çalışan sayısı azaldığı için ortaya çıkan verimlilik. Ama sonraki dönemlerde, toplam faktör verimliliğinde çok ciddi artış var. 2000'den sonraki resmi dikkate alırsak, o bahsettiğimiz çalışan sayısının azalmasından kaynaklanan bir artış. 2003'ten sonra olan şey, özelleştirme yapmışız, doğrudan yabancı sermaye gelmiş. Özel kesimde adaptasyon, reaksiyon çok hızlı oluşabiliyor. O yüzden, Türkiye çok farklı bir yer. Toplam faktör verimliliğini tesadüfi bulmuyorum. Diyorum ki, şimdi bunu program içinde sistematik biçimde yapalım.
Saydıklarınızın içinde hukuk yok
Oraya gelmemiştim. Ama size tamamen katılıyorum. İyi işleyen bir hukuk sistemi yoksa çok zordur. Yani 'işleyen piyasa ekonomisi' için mutlaka lazım.
(Konuştuğumuz partiye yakın kişiler, AKP'nin seçim beyannamesi hazırlanırken, Mehmet Şimşek'in rekabet konusunda bir öneri getirdiğini anlattılar. Şimşek, "Herhangi bir yasal düzenleme yapmadan, onun rekabete etkisinin, yani girişimci üzerindeki etkisinin ön değerlendirme ile dikkate alınmasını, bir 'süzgeç' olması gerektiğini" söylemiş-U.G.)
Fakirlikten kurtulamamış olmanın bence temel nedenlerinden bir tanesi, ekonomik kavramların doğru anlaşılamaması ya da anlatılamaması. O nedenle bizim bu bazı yanlış kanıları da değiştirmek için yoğun çaba içinde olmamız lazım.
Peki bazı yaklaşımlara yakın mı duracağız? Yoksa uzak mı? Örneğin, büyük alışveriş merkezlerinin kent dışına taşınmasıyla ilgili çabalar vardı. Beş yıl bunu konuştuk örneğin... Bunu rekabetin sağlanması konusunda nereye oturtacağız?
Şimdi onu oturtmak çok zor. Öyle bir şey olmaması lazım. İşin popülist kısmına bakarsanız, Türkiye'de çok sayıda küçük esnaf ve sanatkâr var. O insanlara kendilerine yardım etmeleri için yol göstermeliyiz Fakat, 50 bin kişiyi, 100 bin kişiyi korumak için çok önemli bir sektörde verimliliği engelleyecek birtakım düzenlemelere gitmemeliyiz. Şahsi görüşüm bu.
Uluslararası rekabet denilince, döviz kuru bir tarafa, iş dünyamızın uzunca bir süredir şöyle bir şikâyeti var: "Maliyetlerimiz de rakiplerimizin sahip olduğu koşullara yaklaştırılsın." Burada bir şeyler yapılabilir mi? Çıkış noktası neresidir?
Onun çıkış noktası yine temel prensiplerdedir. Bir kere, sektörlerdeki liberalleşmeden, deregülasyondan tutalım, özelleştirmeye kadar. Ne zaman özelleştirmeden serbestleştirmeye geçersek, o zaman başarılı oluruz. Özelleştirmeden rekabete geçtiğimizde başarılı oluruz. Elektrikte yüksek oranda kayıp-kaçak var, kamuya ait olduğu için yatırım da yapılmıyor. Diğer tarafında, sosyal kaygılarla devletin hareket etmesi makul. Ancak bunu nasıl yapacağınız önemli. Bu belli bir program çerçevesinde yapılmalı.
Türkiye'de tarımda çok sayıda ücretsiz aile işçisi var. Bu insanlar işgücü piyasasına geliyorlar. Orada bir şey yapmak gerekmiyor mu?
Tarım sektörü Türkiye'de inanılmaz verimsiz. Çalışanların dörtte biri orada çalışıyor, ne üretiyor onda birini. Çok açık. Kabul etsek de etmesek de, bu dönüşüm, yani tarımdan işte kent merkezlerine geçiş olacak. Tabii bunu nasıl yönetiriz sorusu önemli. Aslında bu insanlar temel eğitime sahip olsalar tamam. İşbaşı eğitimle gerisini halledebilirdik.
Doğu Avrupa ülkelerinde temel eğitim çok sağlam verilmiş. Biz henüz orada değiliz. Daha yeni sekiz yıla çıkardık. Belki 12 yıla çıkarmak lazım. Belki içeriğine bakmalı. Genç nüfusa sahibiz, hâlâ bunu yakalama şansımız var. İşsizlikle ilgili pek iddialı hedefler koymadık. İşsizliğin artmaması bile başarı. Sorun, tarım kesiminden kent merkezlerine geçiş. Bu devam edecek. Bence ne yapıp ne edip, Türkiye'de hizmetler sektörünü geliştirecek adımlar lazım. Turizmden başka, eğitim, sağlık hatta finansta dış müşterilere dış talebe hizmet verecek bir potansiyel var. Örneğin demiryollarını iyileştirirseniz, bu defa demiryollarıyla uçaklar arasında, demiryollarıyla otobüsler arasında rekabet olur.
'Kamu işletmelerinin tümünün elden çıkarılması lazım'
Özelleştirme rekabete kaymalı diye bakıyorsunuz. Bu fotoğrafta kamu işletmeleri nerede olmalı?
Zaruri, stratejik ya da o anlamda önemli bir pozisyonu yoksa, bence
kamu işletmelerinin tümünün gözden geçirilip elden çıkarılması gerekir.
Elden çıkarılamayacak olanlar? Ticarileştirmek lazım. Profesyonel
insanlar atayacaksın, performansa dayalı çalışacaklar. Başarılı
olanları ödüllendireceksin. Küreselleşme bir gerçek. Tersine çevirmek
zor.
Konu şu; bu var, biz de entegre olmuşuz. Onun için bu tehlikeleri
en aza indirecek, fırsatları da en fazlaya ülke lehine kullanacak çaba
içerisine girmemiz lazım. Kamu işletmelerinin daha rasyonelleştirilmesi
lazım.
IMF ilişkileri...
Şu anda işleyen bir program var. Mayıs 2008'de o günün şartlarında
düşünülür, bakılır. Konu, programın uluslararası boyutta
kredibilitesiyle ilgili. AKP'nin tek başına iktidarında, 'policy
credibility' anlamında sorunumuz olmayacak.
O çerçevede, IMF'ye olan ihtiyaç giderek azalacak. Bana kalırsa
Türkiye bundan sonraki dönemde mikro reformlara eğileceği için, Dünya
Bankası gibi bu alanda daha uzman olan kuruluşlarla daha yakın bir
diyalogda olması makuldür.
Dış kaynak...
Ben genelde, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin temel sorununun
kaynak olduğu kanısında değilim. Siz ortamı değiştirin, doğru şeyleri
uygulamaya karar verin, gerek iç tasarruflar, gerekse dış tasarruflar
harekete geçer. Esas sorun, o kaynakları harekete geçirecek
dinamiklerin kurulamamış olmasıdır.
Merkez Bankası-hükümet ilişkisi...
Batı'nın en gelişmiş ülkelerinde nasılsa öyle bakmamız lazım. Yapı
korunmalı, Merkez Bankası'nın işini kolaylaştıracak mikro reformları
yapmalıyız. Hizmetler sektöründe fiyat katılığı var, değil mi? Niye
katılık var? Demek ki rekabet iyi değil. Yüksek verimliliğe dayalı
modele doğru gidersek, rekabetin önündeki engelleri kaldırırsak,
enflasyon makul düzeye gider. Merkez Bankası çok eleştiriliyor. Bence
çok erken. Enflasyonun ihmal edilebilir bir seviyeye indirilmesi
gerekir.
Ekonomiyi kim yönetecek?
Ekonomi yönetiminin farklı ellerde olması...
Ben bu konuda fazla detaylara girmeyeyim isterseniz. O birimlerin
etkin oluşu ya da etkisizliği farklı ellerde olmasından mı
kaynaklanıyor onu bilemem. Öyle bir ihtiyaç varsa bir araya getirmek
etkinliği artıracaksa yapılmalı. Bu konuda şu anda güçlü bir bakışım
yok.
Merkez Bankası'nın taşınması konusunda neler düşünüyorsunuz?
Merkez Bankası'nı İstanbul'a taşıma konusunu, bu tartışmayı çok
anlamlı bulmuyorum. Bu konuyu çok abartmamalıyız. Artık her şey
elektronik hale geldi. Bir tarafta ise İstanbul'da olması, gözden uzak
olması daha iyi olabilir.




"Kadınlık meselesinde şekil ve kıyafet ikinci derecededir.
Asıl mücadele sahası,
asıl muzaffer olunması lâzım gelen saha nur ile, irfan ile, fazilet-i hakikiye
ile tezeyyün ve tecehhüz etmektedir."
Gâzi Mustafa Kemâl AtaTürk
























