Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
blogmedya smart peopleRSSYorum RSS
fifa 2010
bila kayd u şard "Kadınlık meselesinde şekil ve kıyafet ikinci derecededir. Asıl mücadele sahası, asıl muzaffer olunması lâzım gelen saha nur ile, irfan ile, fazilet-i hakikiye ile tezeyyün ve tecehhüz etmektedir." Gâzi Mustafa Kemâl AtaTürk myspace graphics

www.bigoo.wswww.bigoo.ws

mutlu seneler 2023 e nereye payidâr nereye world nereye worldolmazsa olmazGlitter Photossosyalguvenligi tam turkey su da suretthe bank kelebek ektisi worldworld gezegen
Yazılar

DOBRA dobra söylemek gerekiyor, biz gerçekten ruhen hasta bir toplumuz. 

5 Aralık 2007

 huluengin@hurriyet.com.tr

  Uçak komplosu


DOBRA dobra söylemek gerekiyor, biz gerçekten ruhen hasta bir toplumuz.

Vahim raddedeyiz. Çok acilen ve cidden, kolektif bir tedavi ve şifaya ihtiyacımız var.


Bu nesnel saptamayı da en son komplo teorisinden yola çıkarak yapıyorum.

Yani, "Atlasjet" uçağı daha Isparta dağına çakıldığı andan itibaren üretilen ve inanılmaz ölçüde "müşteri tavlayan" (!) tımarhane senaryolarını kastediyorum.

Neymiş, ölen yolcular arasında ülkemizin altı ünlü nükleer fizikçisi de bulunduğu için, tayyarenin "suikast" (!) sonucu düşürülmesi söz konusuymuş.

Ve tabii o andan itibaren, Türkiye’nin atom bombası üretmesini veya filan teknolojide çığır atlamasını önlemek isteyen "gizli servisler"in çapanoğlusuna dair at, atabildiğin kadar.

Elinin körü ve de başına gökten uçak muçak değil, galaksiden meteor düşsün inşallah!

* * *

EN önce, değişik varsayımlardan biri olarak göz ardı edilmemesi gerektiğini tabii ki kabullenelim ama, bütün uçak kazalarında "suikast" hipotezi en sonra gelir.

Pilotaj hatası, teknik arıza, meteorolojik şartlar daima ve daima ilk soruları oluşturur.

Kaldı ki, hava taşımacılığındaki tedbirler 11 Eylül ertesi hád safhaya ulaştığından, "hinlik" gerçekleştirmenin artık deveye hendek atlatmaktan bile zorlaştığı bir vakıadır.

Bugünün uçak yolculuğu dünküyle dahi kıyaslanmayacak ölçüde güvenlidir!

* * *

FAKAT yook, senin aklın ve fikrin yalnız o hinliğe çalışıyor ya, yukarıdaki bütün temel unsurları es geçecek ve "düşürüldü" diye, pattadak komplo teorisi yumurtlayacaksın.

Artı, işkembe-i kübradan atarak, yüzlercesi ve yüzlercesi seferde olan çok güvenli bir uçak tipi hakkında dahi "netámeli" diye ahkám keseceksin de, rota sapmasından dolayı ayan beyan pilotaj hatası kokan faciaya dair olarak en h-a-y-a-t-i noktayı hiç sorgulamayacaksın.

Çünkü biliyor musun ki, öyle açık talimat vermezler ama, dünyanın bütün havayolu şirketleri, pilotlarını en az miktarda yakıt sarfetmeye bilhassa teşvik ederler.

Háttá, bunlardan bazıları da tasarruf gerçekleştirmiş olanlarını primle ödüllendirirler.

Ve, Isparta vukuatında aşağı yukarı anlaşıldığı gibi, gündüz için geçerli böyle bir "tasarruf rotası"nın gece de uygulanmış olması acaba kazanın a-s-ı-l sebebi değil midir?

* * *

ÜSTELİK, Allah rızası için, Türkiye nükleer branşta böylesine "öncü" bir ülke mi?

Çekirdek bomba üretmek veya şu ya da bu teknolojide "çığır açmak" arifesinde mi?

Kimsenin ruhu duymadan, füze ışınlayan "uzay savaşları" aşamasına mı geldi?

Breh breh breh, demek etraf bizimle kıyaslanmaz oranda "şüpheli devlet"le doluyken, "şer güçleri" bütün işi gücü bırakıyor ve bilim adamlarımızı uçak düşürerek tasfiye ediyor. O halde, hadi bakalım ben de atıyorum ve var mı aksini söyleyecek babayiğit?

Manchester futbol ekibinin tam kadro can verdiği kazayı, rakibi Arsenal düzenlemişti.

En üst rütbeli altı İran generalinin öldüğü diğer uçağı da ABD servisleri düşürmüştü.

İnsaf yahu, Arafat’ın sağ kurtulduğu kazada bile Filistinliler İsrail parmağı aramadı.

Sen ne zehir hafiyeymişsin ki, Isparta uçağında dahi şıppadak kumpas keşfediyorsun!

* * *

EVET evet, tekrarlıyorum, dünyanın her yerinde "vakka-ı ádiye" addedilen bir uçak faciasından sonra en önce komplo teorisi uyduruluyorsa; inanan "müşteri" sayısı da ibadullah raddesine varıyorsa, burada çok vahim ve çok kolektif bir ruhi hastalık söz konusudur.

Paranoyak ve şizofrenik arázlar artık tımarhanelik dereceye varmaktadır.

Dolayısıyla da, "Sevr kompleksi", "bölünmek dehşeti", "öteki nefreti" türünden "siyasi" (!) içerikli diğer komplo teorilerini açıklamak haydi haydi kolaylaşmaktadır.

Ancak, şifa getirecek tedavi de bununla tam ters orantılı olarak sonsuz zorlaşmaktadır.

Sosyal Güvenlik Tasarısına Tepkiler Faruk Çelik'ten Eleştirilere Yanıt 

 

(yasa'ya tepkiler kafa karıştırıyor.!)

 

 

05.12.2007 15:39

Sosyal Güvenlik Tasarısına Tepkiler
Kamu-Sen:İptal gerekçesi dikkate alınmadı; Hak-İş: Herkesi kapsamalı

Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı'na tepkiler sürüyor.

AK Parti Grubu'nu ziyaret eden Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan

Akyıldız, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Tasarısı'ndan, kamu

çalışanlarına ilişkin düzenlemenin çıkarılmasını istedi.

Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu, sosyal güvenlik reformunun tüm

vatandaşları kapsaması ve herkese eşit hizmetler sunması gerektiğini söyledi.

Akyıldız: "İptal Gerekçeleri Dikkate Alınmadı"

 


Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız, AK Parti Grup

 

Başkanvekilleri Sadullah Ergin ve Mustafa Elitaş'ı ziyaret etti.

Akyıldız, Anayasa Mahkemesi'nin iptal gerekçelerinin dikkate

alınmadığını öne sürdü.

Sadullah Ergin de kamu çalışanlarının haklarını gözetirken, ülkenin

geleceğini gözardı etmeden dengeli bir politika izlenmesi gerektiğini

söyledi.

Ergin, Sosyal Güvenlik Reformu'nun ilgili komisyonlarda görüşülmesi

sırasında sosyal tarafların vereceği katkılarla daha da olgunlaşacağını belirtti.

Mustafa Elitaş da 2008 bütçesinde kamu çalışanlarının haklarının gözetildiğini bildirdi.

Uslu: "Tüm Vatandaşları Kapsamalı ve Eşit Hizmetler Sunmalı"

 


Öte yandan, Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu da Sosyal Güvenlik

Reformu'nun tüm vatandaşları kapsaması ve herkese eşit hizmetler

sunması gerektiğini söyledi.

Uslu, "Aksi takdirde bu bir reform değil, sosyal hakların geriletilmesi ve

ötelenmesidir" dedi.

Salim Uslu düzenlediği basın toplantısında, Meclis'te yasalaşması

beklenen Sosyal Güvenlik Reformu'nu eleştirdi.

Uslu, yasayla, memur tanımına girenler için ayrı ve imtiyazlı bir sınıfın

yaratılmaya çalışıldığını savundu.

Uslu, Kamu Personel Reformu yapılmadan Sosyal Güvenlik Reformu'nun

mümkün olmayacağını kaydetti.

***************

yasa: zâten ayrımı ortadan kaldırıyor. karşı çıkanların karşı çıktığı ne !?

* **************

 

 

 

 

05.12.2007 14:57
Faruk Çelik'ten Eleştirilere Yanıt

"Sosyal Güvenlik, sosyal

tarafların görüşü alınarak

hazırlandı"


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Sosyal Güvenlik

Reformu'nun hayata geçirilmesinde diyalogdan yana olduklarını ancak

bunun siyaset aracı olarak kullanılamayacağını söyledi.

Faruk Çelik, düzenlediği basın toplantısında Sosyal Sigortalar ve Genel

Sağlık Sigortası yasa tasarıya ilişkin eleştirileri yanıtladı.

Tasarının Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları çerçevesinde ve sosyal

tarafların görüşü alınarak hazırlandığını belirten Çelik,

"Sosyal taraflarla

biraraya geldik, onların görüşlerini sunması için bir süre tanıdık.

Onlardan gelen 198 önerinin 71'i tasarıya yansıtıldı"

dedi.

 

Sonuçta ikisi de kaygıdır ama arada mahiyet farkı vardır. 

5 Aralık 2007


 ahmethakan@hurriyet.com.tr

Türban ile başörtüsü arasındaki 12 fark


BİR Türban eğitimli, genç ve şehirlidir. Başörtüsü ise kırsal, yaşlı ve eğitimsizdir...

İKİ Başörtüsü gevşektir; bazen yarım olur, bazen tamamen çıkar... Türban ise katıdır; bir takılır, bir daha asla çıkmaz.

ÜÇ Türban geçişken özelliklidir; türbanlı annenin kızı da türbanlı olur... Başörtüsü ise geçişken değildir; başörtülü annenin kızı başını örtmeyebilir.

DÖRT Türban bir bilincin eseridir. Başörtüsünde ise bilinçten ziyade bir alışkanlık rol oynar.

BEŞ Türban modernleşmenin göstergesidir... Anneannesi gibi örtünmek istemeyenlerin bulduğu modern bir formdur... Başörtüsü ise anneannelere özgü bir formdur ve bu açıdan gelenekseldir.

ALTI Başörtüsü biraz yaşlı işidir... Türban ise genç işi...

YEDİ Türban bir ısrarın ifadesidir... Bir türbanlı, türban takarak, "Eğitimli de olsam, şehirli de olsam, zengin de olsam başımı örteceğim" demektedir... Başörtüsünün ise bu türden ısrarlarla hiç işi olmaz.

SEKİZ Türban, politik bir tercihe de gönderme yapar... Başörtüsü ise politikayla pek ilgilenmez.

DOKUZ Türban eğitimli bir insanın dine yaptığı vurgudur... Başörtüsü ise "Biz anadan atadan böyle gördük kardeş" vurgusu taşır.

ON Başörtüsünün "şık olmak" gibi bir derdi yoktur. Türban ise bir tür "şıklaşma" çabasının ürünüdür.

ON BİR Başörtüsü takmak teknik olarak çok kolaydır. Eşarbı çene altından şöyle bir bağlamak yeterlidir. Türban takmak ise zordur. Bir sürü toplu iğne ile şekil yapmayı gerektirir.

ON İKİ Türban formundan fantezi çeşitler üretmek mümkündür... Başörtüsü ise fanteziye uygun değildir.

Türban cesaret kazandı

BİR kamuoyu araştırmasıyla memleketimizdeki türbanlı kadınların sayısındaki artış oranını saptamak mümkün müdür?

Bana göre değildir...

Çünkü...

"Türban" ve "başörtüsü" ayrımını biz yapıyoruz.

Oysa...

Başını örtenlerin büyük bir kısmı açısından böyle bir ayrım söz konusu değil.

Başını "türban" formunda örtüp de, "başörtülüyüm" diyen çok kadın var.

Bu durumda...

Yapılan bir araştırmada...

"Siz başınızı nasıl örtüyorsunuz? A- Türban... B- Başörtüsü" şeklinde sorulan bir soruya...

Başını "türban" şeklinde örttüğü halde "B" seçeneğini tercih ederek yanıt verenler çıkar.

Yani...

Tarhan Erdem’in araştırma yöntemiyle, "türbanlıların sayısı"nı saptamak mümkün değildir...

Bu yöntemle olsa olsa "Ben başımı türban formunda örtüyorum" diyenlerin sayısı saptanabilir.

Tamam, bu da sonuçtur ama bu sonucun yorumu farklı olur...

O zaman, "Eyvah! Türbanlıların sayısı amma da artmış" demek yerine...

"Eyvah! Türbanlılar amma da cesaret kazanmış" denir...

Sonuçta ikisi de kaygıdır ama arada mahiyet farkı vardır.

 

Katliamın üstü mü örtülmek isteniyor? "Katliamdaki Susurluk!" 


Hasan Cemal
h.cemal@milliyet.com.tr



Katliamın üstü mü örtülmek isteniyor?

Unutmadınız değil mi?
Önce ellerinden ayaklarından sandalyelere bağlandılar, uzun süre işkence gördüler, sonra gırtlakları kesildi.
Hatırladınız mı?
Üç kişi böyle öldürülmüştü.
Üçü de 'misyonerlik'le ilgiliydi. Başka dine inanıyorlardı, başka dini yayıyorlardı.
Bu nedenle öldürüldüler.
18 Nisan 2007'de, Malatya'daki Zirve Yayınevi'nde yaşanan bu tüyler ürpertici katliam hem insanlık adına, hem din ve vicdan özgürlüğü adına kapkara bir lekeydi.
Unuttunuz mu yoksa?..
Davanın ilk duruşması geçen ayın son haftası yapıldı. Beş sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.
Dava, soru işaretleriyle başladı. Ve dava dosyasıyla ilgili rahatsız edici soru işaretleri gün geçtikçe azalmıyor, çoğalıyor.
Ne yazık ki öyle.
Sis perdesi kalkacağına yoğunlaşıyor. Öncelikli soru da şu:
Katliamın üstü örtülmek mi isteniyor?
Son iki gündür bu soru işaretinin çengeli kıvrıldıkça kıvrılıyor.
Bu köşedeki 21 Kasım 07 tarihli yazımda, katliamın arka planı nedir sorusunun üzerine yeterince gidilmediğini belirtmiştim. Bunun yerine mağdurların arka planının didik didik edilmesini tuhaf bulduğumu yazmıştım.
Rahatsız edici bir durumdu bu.
Katil sanıklarını kim yönlendirmiş olabilirdi? Böylesine insanlık dışı bir kırımın aleti nasıl olmuşlardı? Böylesine kepaze bir zihniyet dünyasının parçası haline nasıl gelmişlerdi? Kimin eli, kimlerin elleri vardı?
Böylesi sorular, öyle anlaşılıyordu ki, iddia makamını sanki çok fazla ilgilendirmemiş...
Neden?..
Kasım ayının son haftasındaki ilk duruşmadan sonra geçen süre içinde bu neden sorusu belki bugün daha anlamlı hale gelmiş durumda.
Son iki gündür gazetemiz Milliyet'in manşetinde yer alan haberlerin içeriği öyle ki, bu rezil katliamın üstüne gerçekten bir şal mı örtülmek isteniyor sorusu kafaları burgaç gibi oymaya başladı.

 

Taraf gazetesinin manşeti ilginçti:

 

"Katliamdaki Susurluk!"

 

Susurluk'un başına gelen bu korkunç olayın da başına gelmesin, yani katliam karanlıkta kalmasın tedirginliğiydi bu manşeti attıran...
Hazırlık dosyasında bazı ürkütücü bağlantılar su yüzüne çıkmış durumda. Yoğun telefon trafiğinde yer alan numaraların neden soruşturulmadığı sorusu kaygı veriyor.
Sanıkların son altı aylık telefon trafiğinde, aralarında güvenlik görevlisi, cumhuriyet savcısı, yazar, milletvekili adayı, hatta özel harekâtçıların yer aldığı bazı isimler var.
İkinci Ordu lojmanlarında oturan KD, yazar A, Cumhuriyet Savcısı RHB, Özel Harekât Daire Başkanlığı'nda görevli gözüken CB, bir partinin milletvekili adayı ÖP geçen altı ay içinde bazı katil sanıklarıyla birçok kez görüşmüşler.
Milliyet'in haberi şöyle:
"Malatya Başsavcılığı'nın sadece sanıkların üstünde bulunan telefonları araştırdığı, oysa sanıkların çok sayıda ayrı telefon ve numara kullandıkları tespit edildi. Savcılığın ayrıca olay günü yapılan telefon görüşmelerinin dökümünü de dosyaya koymadığı anlaşıldı."
Neden, niçin?
Dileğimiz, yalnız gazeteci milletinin değil, Adalet Bakanlığı'nın da bu davayı yakın takip altında tutmasıdır.
Dileriz, insanlık ve hukuktan nasibini almış olanlar bu katliam davasını sonuna kadar takip ederler.

Elif Şafak Coffee Republic'te ( Coffee Republic ! ülkemi bu ) 

Elif Şafak Coffee Republic'te

5 Aralık 2007
 
 
 
Elif Şafak Coffee Republic'te Nişantaşı'ndaki Coffee Republic'te düzenlenen okuma günlerinin bu defaki konuğu Elif Şafak. Siyah Süt adlı romanı kısa bir sür önce yayınlanan Şafek 12 Aralık saat 17:0'de okurlarıyla buluşacak ve kitabından bölümler okuyacak.

Hakan Tangülü ve Selma Hisarlı tarafından Türkiye'ye getirilen Coffee Republic'in ilk şubesi geçtiğimiz dönemde Suadiye'de açılmıştı. Ünlü kahve zincirinin ikici şubesi ise Kasım ayının ortalarında Nişantaşı’nda faaliyete girmişti. Hakan Tangülü, açılışta Ayşe Kulin’le birlikte düzenlenen Okuma Günü aktivitesi sonrasında konuklardan olumlu tepki aldıklarını, bu tepkilerin kendilerini her ay bu etkinliğe devam etme konusunda oldukça cesaretlendirdiğini belirtti. Kahvenin sıcaklığını, okumanın keyfi ile birleştirdiklerini anlatan Tangülü “Coffee Republic, yerel kültüre ve lezzetlere büyük önem veriyor. Nişantaşı da yıllar boyunca kültür aktivitelerinin merkezi olarak konumlandırılmış. Bu sebeple Nişantaşı şubemizi değerli yazarlarımızdan Ayşe Kulin’in katılımı ile açtık. Konuklarımızın merakla beklediği Aralık ayı konuğumuz ise Elif Şafak olacak” dedi.

Sosyal güvenlik reformu kademeli olarak yürürlüğe girecek. SOSYAL GÜVENLİK REFORMU UZUN İNCE BİR YOL 

Sosyal güvenlik reformu kademeli olarak yürürlüğe girecek.

SOSYAL GÜVENLİK REFORMU UZUN İNCE BİR YOL
 
 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Sosyal Güvenlik Reformu'nun kademeli şekilde yürürlüğe gireceğini bildirerek, "Yürürlülük tarihi ikinci mevzuatın hazırlanmasına göre belli olacak. Yasanın çıkış şekline bağlı olarak ikinci mevzuat düzenlemeleri seri ve yoğun şekilde yapılacak. Bundan dolayı bazı maddeler üçüncü ayda bazı maddeler beşinci ayda bazı maddeler ise sekizinci ayda yürürlüğe girecek. Ocakta da yürürlüğe girebilecek bazı maddeler olabilir" dedi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Sosyal Güvenlik Reformu ile ilgili yapılan eleştirilere düzenlediği basın toplantısında yanıt verdi. Sosyal Güvenlik Reformu'na ilişkin yeni yasa tasarısının TBMM'de olduğunu anımsatan Çelik, Sosyal Güvenlik Reformu'nun herkesi ilgilendirdiğini, bu yüzden de yapılan yorumlardan rahatsız olmadıklarını söyledi. Çelik, Sosyal Güvenlik Reformu'nun bazı maddelerinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini ifade ederek, iptal sonrasında Sosyal Güvenlik Yüksek Danışma Kurulu ve bilim adamları ile yapılan toplantılarda reformun devam edilmesine karar verildiği kaydetti.

SOSYAL GÜVENLİK REFORMU UZUN İNCE BİR YOL

Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonra Sosyal Güvenlik Reformu'nun değerlendirilerek yeniden taslak haline getirildiğine dikkat çeken Çelik, Sosyal Güvenlik Reformu'nun uzun ince bir yol olduğunun altını çizdi. Çelik, "Gök kubbe içerisinde bu konu ile ilgili söylenmedik laf kalmamıştır. Konuşulması gerekenler söylenmiştir" dedi.

Sosyal taraflara 'Sosyal Güvenlik Reformu'nun çok önemli olduğunu, bu işin çok sürümcemede' kaldığını söylediklerini kaydeden Çelik, reform ile ilgili Çalışma Bakanlığı ile sosyal tarafların teknik çalışma yaptığının söyledi. Yapılan çalışmalar sonrasında sosyal tarafların konu ile ilgili 198 görüş ve öneride bulunduğunu, 71 tanesinin tasarıya yansıtıldığını dile getiren Çelik, dosyaları göstererek "Bunların içeriğinde sosyal tarafların görüşleri kimin ne söylediği yer alıyor" dedi.

Mecliste olan reformun hala görüşlere açık olduğunu vurgulayan Çelik, 5434 sayılı yasaya göre kamu çalışanları ve 5510 sayılı yasaya göre kamu çalışanları reformun merkezi olmasına rağmen bu konu ile ilgili sosyal taraflardan teklif gelmediğini kaydetti.

REFORM MUHALEFET ARACI OLMAYA MÜSAİT DEĞİL


"Diyaloğa kapalı bir bakan veya bir yönetim anlayışı olur ise minderden çekilirsiniz" diyen Çelik, buna saygı duyacaklarını, fakat işin başından beri diyalogtan yana olduklarını söyledi. Gelecek nesilleri ilgilendiren yasa ile ilgili görüş ve önerilere sonuna kadar açık olduklarını vurgulayan Çelik, "Minderden kaçmak yok. Kimse minderden işi başka yerlere taşımaya kalkmasın. Görüş ve önerilere 24 saat açık bir bakanlıktan bahsediyorum. Konuştuğumuz konu Türkiye'nin geleceği. Bu konuyu muhalefet etme aracı yapma gibi yanlışlığa düşmeyelim. Bu konu muhalefet etme aracı olmaya müsait ve olmaya açık bir konu değil. Kapılar sonuna kadar açık. Kimse 'dialog görüş ve düşüncelerimi yansıtmada dikkate alınmadım' gibi bir şey söyleme lüksüne sahip değil. Bundan sonra da olmayacak" diye konuştu.

Reformu bir muhalefet stratejisine veya siyasi arenaya çekmeyi doğru bulmadığını belirten Çelik, Türkiye'nin geleceğinin meydanlara taşınmaması gerektiğini kaydetti.

"TASARININ KAPAĞINI AÇMADAN DEĞERLENDİRME YAPIYORLAR"


Sosyal Güvenlik ile ilgili yapılan yorumları yakından takip ettiklerini ifade eden Çelik, "İnanın çok az sayıdaki arkadaşımız veya konunu uzmanları tasarının kapağını açmış durumda. Ne var bunun içerisinde konusunu değerlendiren maalesef çok az sayıda insan var. Genelde yapılan değerlendirmeler siyasi mesajlara dönüşmekten ibaret" dedi.

Sosyal Güvenlik Reformu'nda eleştirilen bazı konulara da değinen Çelik, özellikle emzirme yardımının çok tartışıldığını söyledi. Çelik, "SSK'lılar 58 YTL emzirme yardımı alıyor. Biz reformla emzirme yardımını hem 200 YTL'ye çıkardık hem de Bağ-Kur'luları emzirme yardımı kapsamına alarak, kapsamı genişlettik" diye konuştu.

Çelik, Türkiye'de 18 yaşın altında 24 milyon 389 bin nüfusun, asgari ücretin üçte birinden daha az alan vatandaşın, sığınmacıların ve vatanı olmayanların genel sağlık sigortası kapsamına alındığına dikkat çekti.

"YANLIŞ DEĞERLENDİRMELER YAPILIYOR"

Sosyal güvenlik reformunun madde boyutunda incelenmemesinden dolayı yanlış değerlendirmelerin yapıldığını vurgulyan Çelik, "Sanki Güvenlik Reformu yürürlüğe girince maddeler hemen uygulamaya başlayacak gibi yorumlar yapılıyor. Sosyal Güvenlik Reformu gelecek nesillere dönük reformdur" dedi.

Emeklilikte 60 yaş sınırının da 2028, 65 yaş emekliliğin ise 2048 yılında uygulamaya geçeceğini ifade eden Çelik, emekliliğin sabahleyin başlayacakmış gibi toplumun önüne sunulduğunu kaydetti. Prim ödeme gününde 7 binden 9 bine hemen çıkarılmayacağını dile getiren Çelik, 2008-2009 da işe girecek olan vatandaşın 9 bin iş günü prim ödemesi gerektiği yorumlarının da doğruyu yansıtmadığını kaydetti. Çelik, 20 yıl sonra ilk defa işe girecekler için 9 bin prim günü ödenmesi gerektiğini dile getirerek, her yıl kademeli olarak prim gününün 100 gün artırılacağını söyledi. Çelik, emeklilerinde destek primi ödeyerek çalışamayacak düzenlemesinin olduğunu fakat bunun da 20-30 yıl sonra emekli olacakları kapsayacağını ifade etti.

SOSYAL GÜVENLİK AÇIĞI TÜRKİYE'NİN BİR YILINI GÖTÜRÜYOR

Sosyal güvenlik açıkları ile yapılan yorumlara tepki gösteren Çelik, Sosyal güvenlik açığının yüzde 4-10 olsun değerlendirmelerini sorumluluk anlayışı ile bağdaştıramadığını kaydetti. Çelik, Türkiye'nin GSMH 2007 sonu olarak 640 milyar YTL civarında, toplam borç stokunun ise 350 milyar YTL civarında olacağına dikkat çekerek, Türkiye'nin 1994-2007 yıllarındaki sosyal güvenlik açığının kamuya maliyetinin ise 851 milyar YTL olduğuna işaret etti. Bu açığın Türkiye'nin bir yılı götürdüğünün altını çizen Çelik, bunu körlerin bile görebileceğini kaydetti.

Parlamentoda alt komisyon kurulmadan önce perşembe günü tasarının Çalışma Sağlık Komisyonu'nda ele alınacağını ifade eden Çelik, "Çalışmalar parlamento düzeyinde devam ettiği sırada sosyal taraflarla önümüzdeki pazartesi günü tekrar bir araya gelmeyi düşünüyoruz. Komisyon safhasında da pek çok konuyu ele alacağız. Basının fiili hizmet zammı gibi konuları alt komisyonda ele alcağız" diye konuştu.

Yalnız Sosyal Güvenlik Reformu ile değil sendika yasaları ile ilgili bir değişiklik takvimi belirlediklerini belirten Çelik, Aralık ayına kadar teknik heyetlerin çalışacağını, Ocak ayında da Üçlü Danışma Kurulu'nun bir araya gelerek son değerlendirmeyi yapacağını söyledi.

İKİNCİ MEVZUAT ÇALIŞMALARI YÜRÜRLÜLÜK TARİHİNİ ETKİLEYECEK


Basının yürürlülükle ilgili soruların yanıtlayan Çelik, ikinci mevzuatın hazırlanmasının, yasanın çıkış şekline bağlı olduğunu kaydetti.

Bu konularla ilgili yoğun ve seri çalışmayı yasa çıkmadığı için gerçekleştiremediklerini belirten Çelik, yasanın alacağını şekilin altyapı çalışmalarını etkilediğini söyledi. İkinci mevzuattan dolayı bazı maddelerin üçüncü ayda, bazı maddelerin beşinci ayda, belki bazı maddelerin ise sekizinci ayı bulabileceğini açıklayan Çelik, bununla ilgili teknik çalışmaların sürdürüldüğünü ifade etti. Maddelerin yürürlülük tarihlerinin farklı olacağını açıklayan Çelik, ilk yapılan çalışmalara göre emekli sandığını ilgilendiren bölümlerle ilgili yürürlülük tarihinin daha önce gerçekleşebileceğini kaydetti. Çelik, Ocak'ta da yürürlüğe girecek maddelerin olabileceğine dikkat çekti.

Herkesi memnun edecek köklü bir düzenlemeyi yapmanın mümkün olmadığını, yasaların dörtdörtlük olamayacağını, 2 ay sonra yapılan toplantıda değiştirilebileceğini söyledi.

İSTİFA EDEN 21 MİLLETVEKİLİ TEMSİL TAZMİNATI ALIYOR

Milletvekili maaşlarının Sosyal Güvenlik Reformu ile bağlantılı olmadığının altını çizen Çelik, milletvekili özlük haklarını düzenleyen bir değişiklik yapıldığını söyledi. 21. döneme kadar milletvekillerine temsil tazminatı ödendiğini dile getiren Çelik, istifa eden 21 milletvekilinin temsil tazminatı aldığını kaydetti. Çelik, 21 döneme kadar uygulanan temsil tazminatının meclis bütçesi uygulamasına yönelik bir karar olduğunu vurguladı.
Emekli aylığı bağlama oranı ile ilgi soru üzerine Çelik, yüzde 3'lerde olan emekli aylığı bağlama oranının bütün dünya ülkelerinin üzerinde olduğunu ifade etti.

Sosyal Güvenlik Reformu yasasının Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildikten sonra Türkiye'nin zaman kaybettiğini dile getiren Çelik, Türkiye'nin iç çekişmelerden dolayı zaman kaybettiğini söyledi.

"SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANI İZİNLİ"

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı Birol Aydemir'in görevden alındığına ilişkin soru üzerine ise Çelik, "Başkan 12 gün izinli. Görevden alınma söz konusu değil" dedi.

(ANKA)
 

 

'Türkiye'de ücretler yüksek' 

'Türkiye'de ücretler yüksek'

Bakan Şimşek:

 

'Yorganına göre imkanlar son

 

derece iyi.'

05.12.2007 15:03

Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye’de asgari ücret tartışmalarının yeniden alevlendiği bir dönemde, Türkiye’deki ücret düzeyinin

 

"yüksek"

 

olduğu yönünde ilginç açıklamalarda bulundu.

Şimşek,

 

“Diyorlar ki ücretler çok düşük.

 

Türkiye’de ortalama ücreti alın, kişi başına milli gelire bölün.

 

OECD ülkeleri ile karşılaştırdığınızda, ücrette en yüksek ülkelerden bir tanesiyiz.

 

Yani yorganına göre imkanlar, aslında son derece iyi" diye konuştu.

“FAZLA VERMEYEN SOSYAL

 

GÜVENLİK SİSTEMİ,

 

SÜRDÜRÜLEMEZ"

 

 

Bakan Şimşek, 5. Uluslararası Finans Zirvesi’nde yaptığı konuşmada,

 

Türkiye’de bir mevzuat kalabalığı bulunduğunu, kamu sektörünün gereğinden çok daha büyük olduğunu söyledi.

 

Kayıt dışı sorununun en önemli nedenlerinden birinin de bu olduğuna dikkat çeken Şimşek,

 

“Büyük harcama, büyük gelir ihtiyacı demek. Büyük gelir ihtiyacı da ya borçlanma ya vergi ile mümkün. Başka yolu yok dedi.

Sosyal güvenlik sisteminin yılda yüzde

 

4-4.5 açık verdiğine işaret eden

 

Şimşek, oysa mevcut nüfus

 

dinamikleri ile sistemin en az 3-4

 

puan fazla vermesi gerektiğini kaydetti.

 

Şimşek,

 

“Sistem fazla vermiyorsa ciddi bir sorun var demektir ve

sürdürülebilir bir sistem söz konusu değildir"

 

değerlendirmesinde bulundu.

“OECD ÜLKELERİ İÇİNDE EN YÜKSEK ÜCRETLER BİZDE"

Türkiye’deki ücretlerin mevcut koşullarda “çok iyi" olduğunu savunan ve buna örnek olarak İngiltere’de aylık bağlanma oranının 1.25, Türkiye’de ise 3 olduğunu gösteren Şimşek, şunları söyledi:

“Şimdi bu oranı 2’ye indiriyoruz, buna rağmen bir sürü gürültü.

 

Diyorlar ki ücretler çok düşük.

Türkiye’de ortalama ücreti alın, kişi başına milli gelire bölün. OECD ülkeleri ile karşılaştırdığınızda, ücrette en yüksek ülkelerden bir tanesiyiz. Yani yorganına göre imkanlar, aslında son derece iyi."

“İSTANBUL’UN FİNANS MERKEZİ OLMASI UÇUK BİR FİKİR DEĞİL"

Şimşek, Türkiye’nin birkaç yıl önceki durumuna bakıldığında, şu anda İstanbul’un finans merkezi olması fikrinin uçuk bir fikir olmaktan çıktığını söyledi. Son yıllarda Türkiye’ye yönelen yabancı sermaye akışının finans sektörünü ön plana çıkardığına işaret eden Şimşek, İstanbul’un finans merkezi olması için gereken en önemli iki faktörün nitelikli iş gücü ve mevzuat yapısı olduğunu kaydetti.

“TEK BİR DÜZENLEYİCİ VE DENETLEYİCİ KURUM LAZIM"

Türkiye’nin nitelikli iş gücü konusunda önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Şimşek,

 

“Türkiye önemli bir likit piyasa olduğu için, şimdilerde dünyanın en önemli iki merkezi olan New York ve Londra borsalarında yetişmiş birçok insanımız var"

 

 

dedi.

Öte yandan Türkiye’nin ağır bir mevzuat yükü bulunduğuna da dikkat çeken Şimşek,

 

“Yaptığımız her düzenlemenin iş dünyasına bir maliyeti var. Bu her zaman göz önünde bulundurulmalı. Risk bazlı değerlendirmenin artırılması lazım ve bu yapılıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İngiltere’de olduğu gibi tek bir düzenleyici ve denetleyici kuruma sahip olmamızın, İstanbul’un finans merkezi haline gelmesine katkısı olacaktır" diye konuştu.

“İSTANBUL’UN RAKİPLERİ MOSKOVA, DUBAİ VE JOHANNESBURG"

Şu anda dünya üzerinde bulunan en güçlü finans merkezlerinin New York ve Londra olduğunu belirten Şimşek, önümüzdeki dönemde buna Şangay’ın da eklenebileceğini söyledi. İstanbul’un da Moskova, Dubai ve Johannesburg ile birlikte bölgesinde uluslararası bir finans merkezi olmaya aday olduğunu vurgulayan Şimşek, “İstanbul’un şansı yüksek. Eğer TBB’nin hazırladığı raporun gereklerini ortaya koyabilirsek... Hükümetimizde bu kararlılık var, 9. Kalkınma Planı’nda da buna yer verdik" dedi.

“ÖZEL EMEKLİLİK SİSTEMLERİ TEŞVİK EDİLMELİ"

Şimşek, İstanbul’un finans merkezi olabilmesi için ulaşım, Telekom ve IT alt yapısını geliştirmesi gerektiğini, hayat kalitesinin artırılmasına ihtiyaç olduğunu ve belediyelerin 40-50 yıllık perspektiflerle çalışması gerektiğinin altını çizdi.

Ayrıca vergi yüklerinin de aşağıya çekilmesi gerektiğine vurgu yapan Şimşek,

 

“Gelir azaltmayan, gider artırmayan bir düzenleme için çok hızlı çalışıyoruz.

 

Sosyal Güvenlik Reformu bir nebze olsun, kamu tasarruflarını artıracaktır.

 

Bu süreçte özel emeklilik sistemleri de teşvik edilmeli" diye konuştu.

“DÜNYA ARTIK DÜMDÜZ, GLOBALLEŞMEYE SIRTIMIZI DÖNEMEYİZ"-

Dev finans kuruluşlarının Türkiye’ye gelmesinin önemine değinen Şimşek, şöyle konuştu:

“Bunu eleştirenler var.

 

Fakat dünya dümdüz.

 

Ben söylemiyorum, bu bir gerçek. İstesek de istemesek de dünyada şartlar hızla değişiyor.

 

Globalleşme bir gerçek. Buna sırtımızı dönemeyiz.

 

Tam tersine globalleşmenin imkanlarını sonuna kadar kullanmalı, globalleşmenin merkezinde olmalıyız.

 

Türkiye, gerek reel gerek finans sektörü olarak dünyaya hızla entegre oluyor."

ANKA

 

 

1492- Kristof Kolomb, Haiti'yi keşfetti. 



   

Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkının Verilmesi ''AYRIMCILIK VE ŞİDDET KALDIRILMALI'' 

Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkının Verilmesi
''AYRIMCILIK VE ŞİDDET KALDIRILMALI''

Resim ANKARA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Hükümet olarak, öncelikli hedeflerinden birinin kadınların toplumsal statüsünün yükseltilmesi, ''sosyal ve ekonomik hayatta maruz kaldıkları ayrımcılığın ve kadınlara yönelik şiddetin ortadan kaldırılması'' olduğunu bildirdi.
Erdoğan, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verilmesinin 73. yıldönümü nedeniyle bir mesaj yayınladı.
Milletçe tarih boyunca her zaman kadınları baş tacı eden, onlara büyük değer veren bir medeniyetin mirasçısı olunduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, demokrasinin gerçek anlamda işlerliği için kadın, erkek bütün vatandaşların hak ve özgürlüklerinden eşit şekilde yararlanmasının şart olduğunu kaydetti.
Türkiye'nin artık siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel hayatın her alanında sesini duyuran güçlü kadınlarıyla da geleceğe güvenle baktığını vurgulayan Başbakan Erdoğan, bunun 84 yıllık cumhuriyetin başarısı olduğuna işaret etti. Erdoğan, mesajında şunları kaydetti:
''Kadınların sosyal ve ekonomik hayata daha çok katılımını gerçekleştirmek için en temel sorun olarak ele aldığımız eğitim konusunun üzerinde hassasiyetle duruyoruz.
Gerek devlet, gerekse medya, sivil toplum örgütleri ve tek tek vatandaşlar olarak öncelikle kız çocuklarımızın eğitiminden, eğitimli kadınlarımızı toplumsal hayattan dışlayan anlayışlara karşı hep birlikte mücadele etmeliyiz. Kadınların hayatın her alanında daha etkin rol üstlenmelerini, siyasete katılmalarını teşvik etmeye bu doğrultuda gerekli bütün adımları atmaya bundan sonra da devam edeceğiz.''

 ATV-Sabah ihalesi...
ÇALIK'TAN 1.1 MİLYAR DOLARLIK TEKLİF 

ResimiSTANBUL -  Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TMSF), ATV-Sabah'ın satışı için düzenlediği ihalede tek katılımcı olan Çalık Grubu şirketlerinden Turkuaz Radyo Televizyon 1 milyar 100 milyon dolar teklif verdi.
Borçlarına karşılık Uzan Grubundan devralınan ve ''Kemal Uzan'ın yalısı'' olarak bilinen TMSF'ye ait İstinye'deki Ahmet Afif Paşa Yalısı'nda gerçekleştirilen ATV-Sabah Ticari ve İktisadi Bütünlüğünün icraen satışı ihalesinde, tek teklifi veren Çalık Gurubu şirketi Turkuaz Radyo Televizyon'dan 1 milyar 100 milyon dolarlık teklif alındı.
Teklif, fon kurulunun onayına sunulacak ve fon kurulu pazarlık isteyebilecek. Fon kurulunun yarın toplanması bekleniyor.

 GAZETECİLER YIPRANMA HAKKI İÇİN YÜRÜDÜ

ResimİSTANBUL - Basın çalışanları, Taksim'den Galatasaray'a kadar yürüyerek, gazetecilerin yıpranma hakkını (Fiili hizmet süresi zammı) kaldıran tasarıyı protesto etti.
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) tarafından düzenlenen protesto yürüyüşüne katılan sendika üyeleri ve basın çalışanları, Taksim Meydanı'nda toplandı.
TGS'nin "Yıpranma hakkı gasp edilemez" yazılı pankartının arkasında bir araya gelen gazeteciler, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda değişiklik öngören tasarı ile gazetecilerin yıpranma hakkının kaldırılmasını protesto eden sloganlar attılar.
TGS İstanbul Şube Başkanı Gürsel Eser, grup adına burada yaptığı basın açıklamasında, basın emekçilerinin de içinde bulunduğu binlerce emekçiye tanınmış yıpranma hakkının patronların talebi ve çıkarları için ellerinden alınmak istendiğini öne sürdü. Eser, "TBMM, patronların kar hırslarını giderme ve emekçileri yıpratma yeri değildir" dedi.
TGS Genel Başkanı Ercan İpekçi de "yasanın çıkması durumunda patronların her ay yaklaşık 1 milyon YTL'yi ceplerine indireceklerini" öne sürerek, düzenlemenin kurumu zarara uğratacağını kaydetti.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç ise gazetecilerin stresli ve güç bir iş yaptıklarını vurgulayarak, bütün bunlar göz ardı edilerek yıpranma hakkının kaldırılmak istenmesini doğru bulmadıklarını söyledi.
Yapılan konuşmaların ardından basın çalışanları, gazetecilerin kazanılmış haklarının korunmasını talep eden dilekçelerini Galatasaray Postanesi'nden Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan, Bakanlar ve Milletvekillerine gönderdiler.
Yürüyüş, olaysız şekilde sona erdi.

Küpeli Dağı bölgesindeki operasyon... 14 TERÖRİST ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ. 


Haberler  
Resim
Küpeli Dağı bölgesindeki operasyon...
14  TERÖRİST ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ

ANKARA -
Şırnak Küpeli Dağı bölgesinde dün başlayan çatışmalarda tesirsiz hale getirilen terörist sayısının 14'e yükseldiği bildirildi. 
Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, çatışma bölgesinde; teröristlere ait muhtelif silah, mühimmat ve teçhizat ile not defteri, günlük, fotoğraf albümü gibi örgütsel doküman ve çok miktarda yaşam malzemesi ele geçirildi.

TERÖRLE MÜCADELE YÜKSEK KURULU TOPLANDI

ANKARA -
Terörle Mücadele Yüksek Kurulu, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek başkanlığında toplandı.
Başbakanlık Merkez Bina'da saat 14.05'te başlayan toplantıya, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Işık Koşaner, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala, MİT Müsteşarı Emre Taner, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Osman Güneş, Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kaan Köksal, Terörle Mücadele Özel Temsilcisi Rafet Akgünay ve diğer yetkililer katılıyor. 

245 TERÖRİST PİŞMANLIKTAN YARARLANDI

ResimDİYARBAKIR
- İbrahim Yakut - Irak'ın kuzeyindeki terör örgütü PKK'ya ait kamplardan, son 2.5 yıl içerisinde kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan 245 terörist çıkarıldıkları mahkemelerde, ''etkin pişmanlık'' hükümlerinden yararlanıp serbest kaldı.
Terör örgütünün Irak'ın kuzeyinde bulunan Kandil başta olmak üzere Hakurk, Hınere, Haftanin ve Metina kamplarından kaçan 245 terörist, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yürürlüğe giren ''Etkin Pişmanlık Yasası''ndan faydalandı. Terör örgütü PKK hakkında güvenlik güçlerine ayrıntılı bilgi veren teröristler, ''Herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin terör örgütünden gönüllü ayrıldıkları'' gerekçesiyle serbest bırakıldı.
Şırnak, Siirt, Batman, Mardin, Diyarbakır, Bingöl ve Şanlıurfa'da güvenlik güçlerine teslim olan terör örgütü üyeleri, yargılandıkları Diyarbakır'daki ağır ceza mahkemelerinde terör örgütü hakkında önemli bilgiler veriyorlar.
Diyarbakır adliyesinde son 2.5 yıl içerisinde yargılanan örgüt üyeleri arasında, terör örgütünün kamplarından 45 günlük bebeğiyle kaçan örgüt üyeleri ile 11 yaşındayken teröristler tarafından kaçırılan çobanlar da bulunuyor.

ŞEHİT ER İÇİN KIŞLADA TÖREN
ResimHAKKARİ - Hakkari'nin Çukurca ilçesinde askeri mevzide havan mermisinin patlaması sonucu şehit olan asker için Fatih Kışlasında tören düzenlendi.
Çukurca'nın Dersinki bölgesinde havan mermisinin patlaması sonucu şehit düşen Jandarma er Hüseyin Varol için Fatih Kışlası'nda düzenlenen törene, Jandarma Alay Komutanı Kurmay Albay Zuhuri Atilla Ataalp ile askeri yetkililer katıldı.
Basın mensuplarının alınmadığı törenin ardından şehit er Hüseyin Varol'un cenazesi, karayoluyla memleketi Kahramanmaraş'a gönderildi.