28 Şubat 2008 09:53 · okuryazarhay
· Etiketler
abd
,
kuzey ırak aynasında türkiye
,
kürtler...
28 Şubat 2008
cengizcandar@referansgazetesi.com
Kuzey Irak aynasında Türkiye, ABD, Kürtler...
Bir
yabancı yorumcu, Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde giriştiği “kara
harekâtı”nı, İsrail-Gazze ilişkisine benzetmiş. Çok yanlış değil.
İsrail, Gazze’den iki yıl önce çekildi.
Bölge, önce “Filistin Yönetimi”ne ait idi, daha sonra doğrudan Hamas’ın yönetimi altına girdi. Orası, İsrail’in “egemenlik alanı” sayılmıyor.
Ancak, İsrail, istediği vakit, Gazze’den kendisine yönelen saldırılara
cevap vermek ve cezalandırmak gerekçesiyle, Gazze’yi bombalıyor,
Gazze’ye girip çıkıyor.
Türkiye’nin bir
zamanlar, yani 1990’larda Kuzey Irak ile ilişkisi de böyleydi. 2003’ten
itibaren, Türkiye, Kuzey Irak’ta kendisine tanımış olduğu “hareket serbestisi”ni
kaybetti. Irak, Amerikan işgali altına girdiği, hava sahası Amerikan
kontrolünde olduğu için, Türkiye’nin “gerekli gördüğü vakit”, Kuzey
Irak’a asker sokması “Amerikan onayı”na bağlı idi.
Amerika, bu “onay”ı vermedi; böyle bir “sınır ötesi askeri harekât”a “yeşil ışık”
yakmadı. Türkiye’nin askeri faaliyetine ABD tarafından kapatılan Kuzey
Irak’ın yönetimi, 1991’den beri bu konumu elde eden Kürtlere geçti.
Kürtler, Saddam zamanındaki fiili (de facto) yönetimlerini, Saddam’ın yıkılmasının ardından, Irak Anayasası’nda öngörülen “federalizm” uygulamasına göre, yasal hale (de jure) getirdiler.
Kürt yönetimi altındaki Kuzey Irak, ülkenin “tek istikrarlı” bölgesi olmaktan gayrı, Kürtler de ABD’nin Irak’taki “tek güvenilir müttefiki” oldular.
Türkiye’nin “kara harekâtı”, tüm bu parametreleri değiştirmiş olması bakımından, “askeri yönü”nden öteye “siyasi anlam” taşıyor.
*** *** ***
Tam bir hafta önce başlayan “kara harekâtı”, Türkiye’nin “askeri gücü”
ile Kuzey Irak’a dönüşünü simgeliyor. Bu “Amerikan yeşil ışığı” ile
mümkün olduğu için, bir yanı ile, Türk-Amerikan ilişkilerinin “stratejik boyut”ta tamir edilmesini ifade ettiği gibi, harekâtın kapsamı ve süresi, ABD’nin “işbirliği”ne bağımlı kalıyor.
Hükümet kızabilir, “Biz, Meclis’ten tezkere çıkarttığımız için, TSK, Kuzey Irak’tadır” diyebilir ama, eğer 5 Kasım’da (2007) Beyaz Saray’da sağlanan Tayyip Erdoğan-Bush mutabakatı olmasa ve ABD, bu harekâta “yeşil ışık” yakmasa, tersine “Hayır, giremezsiniz; girerseniz beni karşınızda bulursunuz” deseydi, bu harekât olamazdı. Tezkere çıkmış olmasına rağmen olamazdı.
Kuzey Irak’a girerek PKK ile hesaplaşma isteğini, Türkiye’nin “sabit”i olarak denklem içine yerleştirirsen, burada, denklemin “değişken” unsuru ABD’dir. ABD, Türkiye’ye ilişkin “pozisyon değişikliği”ne gitmiştir. Harekâtın birinci haftası dolarken, Türkiye’nin arkasında durmaya devam etmektedir.
Tıpkı, 2006 yazında İsrail’in Hizbullah’a karşı Lübnan topraklarında giriştiği “34 Gün savaşı”nda İsrail’in arkasında günler boyu durduğu gibi. Bu “kararlı duruş”, özellikle AB, çeşitli yönlerden gelen baskılar sonucunda, “Tamam, ateşkes zamanı” dendiği anda değişikliğe uğramış ve o vakit savaş ve İsrail harekâtı da durmuştu.
Unutmayalım, ABD, o
tarihte İsrail’in arkasında kararlılıkla dururken, savaş, Lübnan’daki
müttefiki, Suriye’ye karşı ayakta tutmak istediği Başbakan Fuad Siniora’nın durumunu zayıflatıyor, ona karşı Hizbullah’ı güçlendiriyordu.
İllâ bir “analoji”
yapılacaksa, Amerika açısından benzeri durum, şimdi Türkiye-Kuzey Irak
denklemi bakımından söz konusu. Lübnan yerine Kuzey Irak sözcüklerini,
İsrail’in yerine Türkiye’yi, Fuad Siniora’nın yerine Erbil Kürt
hükümetini yerleştirin; çok çarpıcı bir benzerlik ortaya çıkar.
Harekât, nereden baksanız, Irak Kürt Yönetimi’ni zayıflatan bir etki oluşturdu. Washington, Türkiye ile şu aşamadaki “işbirliği”ni,
Erbil’in görece zayıflamasına yeğliyor. Tıpkı, İsrail’in 2006 Yaz
Savaşı’nın Siniora’yı zayıflatması olgusuna bir süre gözünü kapaması
gibi.
Tabii ki, bunun bir “sınır”ı var. Kuzey Irak’ın, bugün olduğundan daha fazla “istikrarsızlaşması”, Kürtlerin “Bağdat denklemi”nin dışına çıkarak “Irak’ın topyekûn istikrarsızlaşması”na yol açılması.
Afganistan’da “muharip askeri katkı” ve İran’a karşı “safları sıklaştırmak” adına, Türkiye’ye ilişkin tavrı “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” olan ABD, şayet kara harekâtı, “Dimyat’a giderken evdeki bulgurdan olmak” durumuyla yüz yüze kalacağı bir noktaya ulaşırsa, o zaman “Türkiye’yi kararlılıkla arkalama” tavrından sapmaya başlayabilir.
Daha oraya gelmedik.
*** *** ***
Türkiye, “sopa”nın yanında “havuç”la da ilgilendiğini göstermek adına, üst düzey bir Dışişleri heyetini dün Bağdat’a gönderdi. Irak Cumhurbaşkanı Celâl Talabani’ye “Türkiye’yi ziyaret daveti” resmen iletildi. Talabani, geçen hafta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün sözlü davetini kabul etmişti. Bu kez de “geleceğini” belirtiyor. Zaman belirtilmeden.
Ne zaman?
Bize gelen bilgi, Irak’ın Kürt cumhurbaşkanının, 15 Mart’ta Ankara’da beklendiği.
Buradan, önümüzdeki iki hafta içinde, kara harekâtının sona ereceği sonucunu çıkarabilir miyiz?
Muhtemelen. Yabancı gözlemcilerin üzerinde birleştikleri ortak tahminleri, “10 gün daha” süreceği. Bu durumda, Talabani’nin Mart ortasında gelmesi bir ihtimal.
Peki, eğer kara
harekâtı devam eder ve Türkiye’nin geçen hafta Irak topraklarına giren
askeri personeli, bölgede kalırsa, Talabani, herşeye rağmen gelir mi?
Yine bize gelen bilgi, öyle bir durumda, ziyaretin “erteleneceği”,
yani Talabani’nin gelmeyeceği. Kuzey’deki Kürt yönetimi, Bağdat’taki
merkezi hükümet üzerinde zaten bir baskı oluştururken, ayrıca PKK
tarafından “Türkiye işbirlikçiliği” ile suçlanan Talabani’nin, her şart altında Türkiye’ye gelmesi beklenemez.
Bütün bu işaretler, harekâtın “süresi” ve “sınırları”na ilişkin ipucu veriyor...
04 Şubat 2008 23:05 · okuryazarhay
· Etiketler
24 eyaletin birden başkanlık önseçimleri için sandığa gideceği ''süper salı''ya
,
abd
,
yani yarına hazırlanıyor. demokrat parti'nin iki adayı hillary clinton ve barack obama arasında zorlu bir mücadele sürüyor.
Demokrat adaylar arasında kıyasıya bir rekabet sürüyor
ABD "süper salı"ya kilitlendi
4 Şubat, 2008 17:51:00 (TSİ)
ABD, 24 eyaletin birden başkanlık
önseçimleri için sandığa gideceği
''süper salı''
ya, yani yarına
hazırlanıyor.
Demokrat Parti'nin iki adayı Hillary Clinton ve Barack
Obama arasında zorlu bir mücadele sürüyor.
ABD'de önümüzdeki kasım ayında yapılacak başkanlık seçiminde Demokrat ve Cumhuriyetçi adaylar için geri sayım sürüyor.
Başkan adaylarının belirlenmesinde büyük rol oynayacak olan 5 Şubat
önseçimleri öncesinde Demokrat adaylar; Clinton ile Obama arasında
başabaş bir mücadele yaşanıyor.
ABC televizyonu ve Washington Post gazetesinin yaptığı son ankette,
Demokrat Parti'de senatör Clinton'un yüzde 47, senatör Obama'nın da
yüzde 43 oranında destek aldığı belirlendi.
Bununla birlikte, aradaki farkın son haftalara göre giderek kapanmakta
olduğu ve iki adaya salı günü hemen hemen eşit şans verildiği
belirtiliyor.
CBS televizyonu ve New York Times'ın anketine göre ise, her iki aday da yüzde 41 oranında desteğe sahip.
Cumhuriyetçilerde durum
Cumhuriyetçi Parti'de ise son haftalarda parlayan senatör John McCain,
rakibi eski vali Mitt Romney'in açık farkla önünde yer aldı. Ankette,
McCain'in yüzde 48, Romney'in ise yüzde 24 oranında destek aldığı
belirlendi.
Bu partide diğer iki aday eski vali Mike Huckabee'ye yüzde 16, milletvekili Ron Paul'a yüzde 7 oranlarında destek geldi.
CBS-New York Times anketinde ise oy oranları yüzde 42'ye yüzde 23...
Süper salı öncesi Cumhuriyetçi Parti'nin Maine eyaletinde yaptığı ve
sembolik olmasının dışında önem taşımayan önseçimi, yüzde 52 oyla
Romney kazandı.
Artık gözler yarın yapılacak oylamaya çevrilmiş durumda...
17 Ocak 2008 20:38 · okuryazarhay
· Etiketler
'demokrasi ikiyüzlüsü'
,
abd
Size ençok yardım eden kitaplar, sizi ençok düşündüren kitaplardır.
Theodor Walker
Tarihte Bugün
Takvimler 17 ocak tarihini gösterdiği zaman
...1984 yılında,
TBMM, Yerel Seçimler Yasası'nı yeniden görüşerek kabul etti.
1995 yılında,
Japonya'daki 7.2 şiddetindeki depremde 6 binden fazla kişi hayatını kaybetti.
ABD, 'demokrasi ikiyüzlüsü'
ABD, yüzlerce
Müslüman'ı somut suçlama yöneltmeksizin altı yıldır Guantanamo'da
tutuyor. Bu kamp, 'demokrasi ikiyüzlülüğü'ne örnek
17/01/2008 (449 kişi okudu)
AHMED AMRABİ
12
Ocak 2008'le birlikte, yüzlerce Müslüman tutuklunun mahkemeye
çıkarılmaksızın, haklarında hiçbir yasal suçlama getirilmeksizin ve bir
avukatla konuşma veya yazışma izni verilmeksizin demir parmaklıklar
ardında tutulmaya başlanmasının üzerinden altı yıl geçmiş oldu.
Hukukun üstünlüğü ilkesi demokratik değerlerin özüyse, Amerikalı
yetkililerin uyguladığı bu demokrasi nasıl bir demokrasi? 'Teröre karşı
savaş' gerekçesiyle ve sadece şüphe temelinde toplu tutuklamalar
gerçekleştirildi. Amerikalı askeri otoriteler, ellerinde tutuklulara
karşı yasal kanıtlar bulunmadığını ve dolayısıyla söz konusu
tutuklanmaların hukuk dışı olduğunu çok iyi bildikleri için, onları
Amerikan ceza yasalarının uygulanmadığı, Amerikan toprakları dışında
bir
yere taşıdılar. Ayrıca Amerikalı yetkililer, tutuklulara yasal sonuçlarından korkmaksızın fiziksel ve psikolojik işkence yaptı.
Bazı Araplar işbirliği bile yaptı
Peki tutukluların vatandaşlıklarını taşıdığı Arap ve İslam ülkeleri
hükümetleri, vatandaşları hakkında adaletin uygulanmasına yönelik net
bir tutum alsaydı ABD yönetimi bu insanlık dışı yöntemi izleyebilir
miydi?
Fakat bu hükümetlerin tamamı olayı görmezden gelirken, bazıları
Amerikalı yetkililere onay verdi. Bu hükümetlerden bazıları, Arap ve
İslam ülkelerindeki kamplarda işkencelerin tamamlanması için, ABD
güvenlik organlarıyla tutukluların teslim edilmesi yönünde bağlantıya
geçerek daha da ileri gitti.
Bu çirkin tablonun perde arkasında, Irak'taki Ebu Garib
hapishanesinde Amerikalı askerler işkence yaparken, bazı tutuklular
Guantanamo'dan, Amerikan istihbarat unsurlarının, bazı Doğu Avrupa
ülkelerindeki ve uluslararası sularda bulunan Amerikan savaş
gemilerindeki benzer noktalarda kontrol altında tuttuğu gizli işkence
merkezlerine taşındı. Bütün bunlar, hiç kimse kimin suçlu veya masum
olduğunu kararlaştırması için mahkemeye başvurmazken yapıldı ve
yapılıyor.
Arap ülkelerine şantaj yapılıyor
Bununla birlikte ABD yönetiminin başkanı ve yardımcıları, Arap ve
İslam dünyasının dört bir yanında demokrasinin yayıldığını
müjdelemekten vazgeçmiyor. Sözle fiil başka şeyler. Zira Amerika'nın
demokrasi çağrısında bulunmaktaki hedefinin, despot rejimlere şantaj
yapmaktan başka bir şey olmadığı görüldü. Böylelikle bu rejimler
korkuyor, Washington'a ve onun İsrail'in güvenliğini korumaya ve diğer
herkesten üstün bölgesel bir güç olarak yerleştirilmesine dayalı
gündemine daha fazla bağlanıyorlar.
Bu bağlamda Bush yönetimi, bir Arap ülkesindeki seçimlerde
İslamcılar somut başarı elde ettiğinde kaygılanmıştı. Seçimler Hamas
hareketinin ezici başarısıyla sonuçlandığında ABD sonucu reddetmişti.
Venezüella'daki başkanlık seçimleri solcu lider Hugo Chavez'in
zaferiyle sonuçlanınca da seçimleri reddetmekle kalmayıp, bu halk
liderine karşı başarısız bir darbe planına karışmışlardı.
Küba'daki Guantanamo kampı metodolojik bir ikiyüzlülükle hareket
eden zayıf Amerikan değerlerinin çirkin bir örneği olarak tarihe
geçecek.
(Katar gazetesi Vatan, 14 Ocak 2008)