Faşizmin ayak sesleri
başsavcıya karşı çıkamamak ve bu yazı buyrun
Baykal ve Bahçeli ise meseleyi bu noktada tutma
ı nedense beceremiyorlar.
Onlar Büyükanıt'ın hükümet yanlısı olmasıyla 'başarısız' olarak değerlendirilmesi tespitlerini birleştirmeye çalışarak, 'gerçek' devlete selam
göndermeye çalışıyorlar.
Böyle bir 'devletin' bulunmadığını söyleyebilirsiniz...
Ama faşizm denen rejim zaten beceriksiz olan devletin yerine
'gerçek' devletin geçmesini arzu edenlerin, 'halk desteği' ile meşru hale gelen sistematik zulmü değil midir?
| Etyen Mahçupyan | |
|---|---|
![]() |
|
Faşizmin ayak sesleri
Türkiye
hep faşizmin kıyısında durdu ama hiçbir zaman Batıdaki gibi bir faşizm
yaşamadı. Yıllar önce bu durumu anlamaya çalışan bir yazımda,
faşizmin toplumu yatay kesen bir devletçiliğe muhtaç olduğunu ve Türkiye'deki ataerkil cemaatçi yapının buna izin vermediğini
söylemiştim.
Diğer bir deyişle laiklik toplumu öylesine bölmekteydi ki, devlet belirli bir cemaati yeğlerken ötekini dışlamakta ve dolayısıyla faşizmin kök salmasını
sağlayacak bir 'kimlikler-üstü' mutabakat oluşmamaktaydı.
Dahası faşizm popülist bir söylem gereksindiği ölçüde, daha kalabalık olan
muhafazakârların devletle olan
ikircikli ilişkisi böylesi bir rejimi mümkün olmaktan çıkarmaktaydı.
Bugünlerde durum değişiyor...
Ulusalcılık bunun görüntülerinden biri.
Ulusalcılık bir yandan milliyetçiliğin laikliğin üstünü örterek kimlikler arası
bir bağ kurmasını sağlıyor ama aynı anda da gayrimüslimleşmiş bir 'öteki' üretiyor.
Böylece Kürtlerin sembolik anlamda İslamiyet'in dışına itilmelerine şahit oluyoruz.
Kendi karşıtını din üzerinden algılayan
bir etnik bakış bu...
Müslümanlık dışındaki dinler düşman
etnisiteler olarak algılanınca, muhafazakârların yadırgamadığı bir
ortak payda oluşuyor ve laikliğin iticiliği büyük
ölçüde buharlaşıyor. Ancak ulusalcılığın ikinci bir boyutu daha var:
Bu akım için bugünkü devlet kurumu arzu edilen devletçiliği karşılamaktan uzak kalıyor. Cumhuriyet rejiminin ana ilkesi olan ve 'beka' meselesini,
'devletin milleti ve ülkesi ile birlikte' özne olmasını kuşatan devletçilik anlayışının asıl sahipleri ve bayraktarları artık ulusalcılar...
Diğer taraftan devletçilik,
devleti şu an onun adına davranan aktörlerden bağımsız bir varlık
olarak tahayyül ettiği için, kültürel kimliği
muğlâk bir özne yaratıyor ve böylece farklı kimliklerin ortak bir ideolojik zeminde biraraya gelmesini mümkün kılıyor.
Kısacası ulusalcılık denen
şey, geniş bir biçimde düşünüldüğünde, toplumu yatay olarak kesen ve 'çözümü' doğrudan devletin zor kullanımında arayan kimlikler üstü
bir siyasi pozisyon.
Böyle bir durum Cumhuriyet tarihinde ilk kez ortaya çıkıyor ve faşizmi olanaklı kılıyor.
Tarihe meraklı olanlar benzer bir
durumun İttihat ve Terakki döneminde oluşmuş olduğunu bilirler...
Söz konusu akımın işlevsel olmasının ardında, AKP iktidarının süreklilik arz edeceğinin ortaya çıkmasının bir 'tehdit' olarak algılanması yatıyor.
Çünkü bu durum Türkiye'nin AB'ye yaklaşmasını ve devletin giderek 'küresel bağımlılığa' mahkûm olmasını ima ediyor. Dahası siyasi bir iktidarın
devamının garantilenmesi, bürokrasinin de geleneksel direncinin kırılması ve özellikle askerin hükümet yarşısında 'yumuşaması' anlamına gelebilir...
Oysa devleti ve devletçiliği asıl koruması beklenen ve herhangi bir 'kriz' anında ulusalcıların işbirliği yapmayı düşünecekleri en büyük ortak
muhakkak ki askerdir.
Bugünlerde ulusalcılar Ergenekon çetesi soruşturması nedeniyle zayıflamış gibi gözüküyorlar.
Ama merak etmeyin! Geride Baykal ve Bahçeli
var...
Onların da çeteyle ilişkili olduğunu söylemiyorum tabii ki, ama ya yaptıkları çıkışın siyasi işlevini anlamayacak durumdalar, ya da ideolojik olarak
ulusalcı pozisyonu desteklemekteler...
Çünkü Kuzey Irak'a yönelik kara harekâtı sonrasında "Birileri PKK'yı tasfiye konusunda nihai hedefe gidilmesini sanki uygun görmedi"
diyebilmek; ya da
"Türk milletinin derin bir hayal kırıklığı içinde olduğunu"
öne sürmek başka türlü anlaşılması zor cümlelerdir.
Harekâtın durmasında ABD'nin
etkili olduğu açık.
Ama bu harekâtın ABD onayı olmadan ve dolayısıyla Barzani'nin rızası olmadan
yapılamayacağı da aynı derecede açık...
Baykal ve Bahçeli ise meseleyi bu noktada tutmayı nedense beceremiyorlar.
Onlar Büyükanıt'ın hükümet yanlısı olmasıyla 'başarısız' olarak değerlendirilmesi tespitlerini birleştirmeye çalışarak, 'gerçek' devlete selam
göndermeye çalışıyorlar.
Böyle bir 'devletin' bulunmadığını söyleyebilirsiniz...
Ama faşizm denen rejim zaten beceriksiz olan devletin yerine
'gerçek' devletin geçmesini arzu edenlerin, 'halk desteği' ile meşru hale gelen sistematik zulmü değil midir?
Taraf

"Kadınlık meselesinde şekil ve kıyafet ikinci derecededir.
Asıl mücadele sahası,
asıl muzaffer olunması lâzım gelen saha nur ile, irfan ile, fazilet-i hakikiye
ile tezeyyün ve tecehhüz etmektedir."
Gâzi Mustafa Kemâl AtaTürk




nereye payidâr nereye









