Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
blogmedyaRSSYorum RSS
fifa 2010
bila kayd u şard "Kadınlık meselesinde şekil ve kıyafet ikinci derecededir. Asıl mücadele sahası, asıl muzaffer olunması lâzım gelen saha nur ile, irfan ile, fazilet-i hakikiye ile tezeyyün ve tecehhüz etmektedir." Gâzi Mustafa Kemâl AtaTürk myspace graphics

www.bigoo.wswww.bigoo.ws

mutlu seneler 2023 e nereye payidâr nereye world nereye worldolmazsa olmazGlitter Photossosyalguvenligi tam turkey su da suretthe bank kelebek ektisi worldworld gezegen
3 tane "gazete satmak" etiketli yazı bulundu "gazete satmak" tagli diger ogeler resimler , videolar

Gazete satmak, gazete almak! (3) 


Hasan Cemal
h.cemal@milliyet.com.tr



Gazete satmak, gazete almak! (3)

Üç gündür yine bildik konu:
ABD'deki gazete satışı...
Wall Street Journal, 106 yıllık gazetecilik geleneğiyle, satış ve reklam gelirlerindeki üstünlüğüyle Amerikan kapitalizminin basın alanındaki amiral gemisi...
Ve Murdoch, küresel bir medya imparatoru. Wall Street'i borçlarıyla birlikte geçen ağustos ayında 5 milyar 600 milyon dolara satın alıyor.
Sorulabilir:
Şimdi Rupert Murdoch, tam 5.6 milyar dolar saydığı gazetenin 'iç işleyişi'ne karışamayacak mı? Karışamayacaksa, ne diye bu kadar para yatırmış olsun ki?..
Makul bir soru.
Elbette karışacak.
Fakat ali kıran baş kesen olamayacak. Çünkü bu mesleğin de yazılı, yazısız ilkeleri var uyulması gereken...
Murdoch gazeteyi satın alırken, hem gazetenin 106 yıllık sahibi olan aileyle, hem de gazeteyi yöneten ve yapanlarla bazı anlaşmalara varıyor, bazı ilkelerin altına imza atıyor.
Wall Street, Murdoch'a satışının kesinleştiğini 2 Ağustos 2007'de birinci sayfasından iki muhabirin imzalı haberiyle duyuruyor.
Haberde, yeni patronla ilgili şu bölüm dikkat çekici:
"Bancroft ailesinin gazeteyi satarken bazı kaygıları vardı. Murdoch'un sahibi olduğu gazetelerin editoryal yönetimine karışması ve gazetecilikteki sansasyonel alışkanlıklarından kaynaklanıyordu bu kaygılar... Örnek olarak Amerika'daki New York Post ve İngiltere'deki Sun gazeteleri verilebilirdi. İşte bunun için de, aileyle Murdoch arasında varılan anlaşmaya göre, grubun bağımsız gazetecilik anlayışını korumak için bir komite kurulacak." (*)
Bu komite ne yapacaktı?
Editoryal anlaşma neydi?
Wall Street'in 2 Ağustos 07 tarihli "Yayıncıdan Mektup" köşesinde şu cümle vardı:
"Varılan anlaşmaya göre bu gazetede yapılan analizler, gazete sahibinin, reklamcıların, haber kaynaklarının tercihlerini değil, gazetenin bağımsız yargılarını yansıtır."
Bir başka cümle:
"Bu gazetede, gazete sahibinin iş çıkarları da, başka alanlardaki faaliyetleri de düzgün ve dürüst olarak haber ve yorum çerçevesinde izlenir."
Bir de şu cümle:
"Gazetecilik faaliyetlerinin herhangi bir gizli gündemi olamaz."
Murdoch'un, gazeteyi çıkaran editörlerin işine karışmalarını önlemeyi ve gazete yönetiminin özerkliğini korumayı amaçlayan editoryal anlaşma 4 Temmuz 07'de duyurulmuştu.
Dördüncü sayfadaki haberin göbeğinde yer alan çerçeveli spotta şu satırlar vardı:
"Beş kişilik özel komite, gazetenin haber ve yorumlarından sorumlu editörlerin atanmasında ve kovulmasında onay hakkına sahiptir. Komite'nin editoryal bağımsızlık konusundaki kararların uygulanmasındaki tutumu nihai ve bağlayıcıdır. Komite'nin bütçe konusunda, mali konularda, gazetecilik dışı alanlarda herhangi bir rolü yoktur."
Lafı uzattık.
Biliyorum, bütün bunlar kağıt üstünde de kalabilir.
Yine biliyorum, bütün bu satırlarım kimilerince belki fazla idealist, fazla naif bulunabilir.
Özellikle Türkiye koşullarında...
Ama olsun.
Benim de bir mesleğim var, adı gazetecilik olan, ilkeleri olan, yıllardır çok sevdiğim, çok saydığım bir meslek...
Üç gündür bunun için yazıyorum.
Bu yazıların içinde, kırk yıllık bir gazeteci olarak ben dahil bütün gazeteci milletine, eski yeni bütün gazete sahiplerine ve iktidarla muhalefetteki tüm siyasetçilere yönelik eleştiri ve uyarılar var elbette...
Son söz:
Medya adam olmadan, demokrasi de adam olmaz!

 

 

 

* Bu konuda ve Wall Street Journal'la yeni patronu Rupert Murdoch arasında yapılan editoryal anlaşma ile ilgili olarak ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyenler için, 2 Ağustos 2007 tarihli Wall Street Journal'ın birinci sayfasındaki haber, 9. sayfasındaki başyazı, 10. sayfasındaki "Yayıncının Mektubu" okunabilir. Ayrıca, yine aynı gazetenin 4 Temmuz 2007 tarihli 4. sayfasındaki 'editoryal anlaşma'nın ayrıntılarına ilişkin haberle, internette bu konuyu tam metin olarak veren WSJ.com/DJBid adresine girilebilir. Gazetecilik mesleği ne olabilir diye, ya da bağımsız gazetecilik ne ola ki diye merak edenlere duyurulur.

Haydi bastır Cim Bom! Heyecanlıyım bugün. İçim kıpır kıpır. Fenerbahçe'yle bu akşam Saraçoğlu'nda oynuyoruz.
Günlerdir bakıyorum, Fenerli dostlar kendilerinden çok emin. Bizi çantada keklik görüyorlar.
Yani Galatasaray'ı Saraçoğlu'nda her seferinde olduğu gibi yine çiğ çiğ yeriz havası...
Hepsi güleç yüzlü.
Sürekli laf atıyorlar.
Fenerbahçe'nin bu kendinden pek emin havası bugün Saraçoğlu'nda bizim için bir avantaja da dönüşebilir.
Futbol bu, belli mi olur.
Ama biraz huzursuzum.
UEFA'da tur atlama umudumuz pamuk ipliğine bağlandıktan sonra bir de Fener'e yenilirsek...
Ancak ben güveniyorum takıma ve genç topçularımıza.
Haydi bastır Cim Bom!

Gazete satmak, gazete almak!(2) 


Hasan Cemal
h.cemal@milliyet.com.tr


Gazete satmak, gazete almak!(2)

Sabah'ın Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan, "Bayrak teslimi" başlığını taşıyan dünkü yazısına,"Sabah Türkiye'de ilk satılan gazete değil. Son da olmayacak. Daha önce Milliyet de, Hürriyet de satıldı" diye başlamıştı.
Haklı sevgili Ergun.
Gazeteler de el değiştiriyor.
Hele Türkiye gibi değişimin bazen tımarhanelik boyutlar kazandığı bir ülkede gazetelerin alınıp satılması ya da medyaya yeni patronların girmesi, eski deyişle, eşyanın tabiatına uygun...
Ama bu arada düşünmek lazım.
Gazeteler el değiştirirken, patronlar gelip giderken gazetecilik mesleği ve ilkelerine ne oluyor? Gazeteci milleti acaba bu konuda yeterince kafa yoruyor mu?
Bu bakımdan, dün yazmaya başladığım Wall Street Journal örneği ilginçtir.
Amerikan kapitalizminin basın alanındaki bu amiral gemisi, geçen yaz 'Küresel Medya İmparatoru' sayılan Rupert Murdoch'a 5 milyar dolara satılırken Amerikan ve İngiliz basını birbirine girmişti.
Satışa karşı çıkan başyazılarla köşe yazılarında en çok dikkati çeken sorular şöyle özetlenebilirdi:
106 yıllık bir geçmişe sahip Wall Street Journal'ın bağımsız gazetecilik geleneği 'para'ya mı satılacak?
Yeni patronla birlikte gazetenin yorum ve haber politikası 'para'nın çıkarlarına alet mi edilecek?
Bağımsız gazeteciliğin temel ilkeleri, reklam ve satış gelirleri adına rehin mi alınacak?
Yorum ve haberle ilgili bağımsız gazetecilik çizgisi, siyasal iktidar odakları ile varılabilecek gizli uyumla çiğnenecek mi?
Bütün bu açılardan Rupert Murdoch iyi bir şöhrete sahip değildi.
Bu nedenle New York Times, Washington Post, Financial Times, Guardian gibi gazeteler ve birçok ünlü köşe yazarı, Wall Street Journal'ın Murdoch'a satışına karşı çıktılar, "Gazeteye yazık etmeyin!" gerekçesiyle...
Konu geçen yaz üç dört ay boyunca gündemde kaldı.(*)
Wall Street Journal'a gelince...
Bütün bu eleştirel kampanyaya bir yandan haber olarak sütunlarında yer verdi, öte yandan başyazılarında yeni patronla ilgili bakış açısını yorumladı.
Örneğin, Wall Street Journal'ın 7 Haziran 2007 tarihli başyazısı şu başlığı taşıyordu:
"Bağımsız bir gazete."
Başyazıda, New York Times'la Washington Post bağımsız gazetecilik anlayışı açısından eleştiriliyordu.
Bu iki gazetenin de kendileri gibi aile gazetesi olduğu belirtiliyor, ancak Sulzberger ve Graham ailelerinin,Times ve Post'un haber önceliklerinden yorum sayfasının editörüyle yazar tercihlerine kadar birçok alana doğrudan müdahale ettikleri öne sürülüyordu.
Buna karşılık, Wall Street Journal'ın sahibi olan Bancrofts ailesinin, elbette genel çerçeveyi ilke bazında çizdikten sonra, gazetenin haber ve yorum bölümlerinin gazeteciler tarafından yönetilmesine karışmadıkları ve bu tutumun gazetenin 106 yıllık yayın süreci içinde gelenekselleştiği aynı başyazıda vurgulanıyordu.
Gerçekten ilginçti.
Wall Street Journal'ı yapan gazeteciler, gazeteleri bir başka patrona satılmak üzereyken evrensel gazetecilik ilkelerini ve kendi anlayışlarını yeni patrona "Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!" üslubu içinde sergiliyorlardı.
İlkeler bir bir açıklanıyordu.
Wall Street Journal'a yeni sermaye girmesi önemseniyor, sermayenin güçlenmesiyle gazete bağımsızlığı arasındaki bağın altı kalın olarak çiziliyordu.
Ama özellikle unutulmayan bir başka nokta vardı. O da, Wall Street Journal'ın "Yeni Bir Patron" başlığını taşıyan 2 Ağustos 2007 tarihli başyazısında söylendi.
Gazetenin mali açıdan güçlü ve başarılı olmasıyla, siyasal ve ekonomik iktidar odaklarına karşı bağımsız gazetecilik yapılması arasındaki ilinti kabul edilmekle birlikte, bunun tersinin de doğru olduğuna dikkat çekiliyordu.
Bir başka deyişle:
Bağımsız ve kaliteli bir gazeteciliğin de, inandırıcı ve güven verici yorum ve haber politikasının da, mali açıdan gazetenin iyiye gitmesinde belirleyici rolü olduğu herhangi bir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde Wall Street Journal'ın başyazısında belirtiliyordu.
Ancak gazeteciler, gazeteleri satılırken bütün bunları yazmakla da yetinmediler. Aynı zamanda yeni patron Rupert Murdoch'a dünkü yazımda sözünü ettiğim bir de editoryal anlaşma imzalattılar.

 

Üçüncü yazı yarın.

* Bu konuyu merak edenler, hele gazetecilik diye bir mesleğin varlığına inananlar ya da bağımsız gazetecilik ne ola ki diye düşünmek isteyenler,

internetten girerek özellikle geçen haziran, temmuz ve ağustos aylarının Wall Street Journal, New York Times, Washington Post, Financial Times,

Guardian gazetelerinin haber ve yorumlarına göz atabilirler.

Gazete satmak, gazete almak!(1) 

 


Hasan Cemal
h.cemal@milliyet.com.tr



Gazete satmak, gazete almak!(1)

Sabah-ATV'nin Çalık Grubu'na satışı, ihale onaylanırsa kesinleşecek. Bu aşamada şimdilik bazı soru işaretleri var, üzerinde durulması gereken...
Şöyle özetlenebilir:
İhalenin tek katılımcı ile yapılması ister istemez kuşkulara yol açtı.
Kamu yararı açısından eleştirilere neden oldu.
İhaleye katılmalarına kesin gözüyle bakılan bazı grupların, niyetli olmalarına rağmen son anda bu işten vazgeçmeleri kulisi dalgalandırdı.
Bu açıdan hükümetin arka planda şöyle ya da böyle bir rol oynayıp oynamadığı konusu ihale ve siyaset gündeminde üst sıralara tırmandı.
Bir başka noktaya gelince:
Çalık Grubu'nun en tepe yöneticisi, Başbakan Erdoğan'ın damadı idi. İhaleyle ilgili bazı haklı eleştiriler de bu ilişki yapısından kaynaklandı.
Tayyip Erdoğan hükümeti kendine yakın, kendine yandaş bir medya grubu mu oluşturmayı amaçlıyordu?..
En tepe yöneticisi Başbakan'ın damadı olan bir grubun, devlet ihalesi ile Türkiye'nin en büyük ikinci medya grubuna sahip olmasına hukuken bir engel yoktu.
İhale süreci yasalara uygundu.
Ama aynı şey tarz açısından, siyaset etiği açısından söylenebilir miydi?..
Bu soruyla ilgili olarak, öyle sanıyorum ki, eğer ihale onaylanırsa söylenecek ve söylenmesi de gerekecek bir şeyler mutlaka olacaktı.
Şimdi yazının bu bölümünü burada kesip, konuya bir başka pencereden bakmak istiyorum.

 


Aklıma takıldı.

 

 


Çalık Grubu'nun sahibi Ahmet Çalık'a acaba bugüne kadar şöyle bir soru soran oldu mu:
"Başarılı bir işadamısınız. Bir medya grubuna neden sahip olmak istiyorsunuz?

 

Sabah ve ATV'yi satın alarak, diyelim tekstil gibi medya alanında da en iyi gazeteyi, en iyi televizyon kanalını mı yapmak istiyorsunuz?

 

Hep en iyinin peşinde misiniz?

 

Yoksa gerçek isteğiniz, Ankara'da siyasal nüfuzunuzu artırmak mı?

 

Ya da hükümetle uyumlu bir yayın politikasıyla grubunuzu, işlerinizi çok daha fazla büyütmek mi var kafanızda?

 

Bir başka deyişle, gazete ve televizyon bir araç mı, yoksa amaç mı sizin için?.."

 


Bu soruyu soran oldu mu?
Bilemiyorum.

 


Oysa bu soru ve benzerleri, Batı âleminin medya imparatoru Rupert Murdoch'a geçen yaz Amerikan kapitalizminin medya alanındaki amiral gemisi Wall Street Journal gazetesini satın alırken sorulmuştu.

 


Üstelik Murdoch'a bu sorular, satın alacağı Wall Street Journal'ı yönetenler, o gazeteye haber ve yorum yazanlar tarafından sorulmuştu.

 


Bu arada New York Times, Washington Post, Financial Times, Guardian gibi gazeteler hem başyazılarla, hem köşe yazılarıyla 106 yıllık geçmişi olan Wall Street Journal'ın Murdoch'a satılmasına çok sert bir dille karşı çıkmışlardı.
Bakış açılarının özeti şuydu:

 


Rupert Murdoch, tecrübeyle sabittir ki, gazetenin bağımsızlığını önemsemez. Sahibi olduğu gazetelerin haber ve yorum politikalarına kendi çıkarları doğrultusunda karışır.

 

Washington'daki, Londra'daki iktidar odaklarıyla ana konularda kurduğu en üst düzeyde ilişkilerle uyumlu olarak patronajı altındaki yayınları yönlendirir.

 


Eleştirilerin özeti buydu.
Ama bunlara Murdoch alışkındı.
"Beni üç ay boyunca soykırım suçu işlemiş bir tiran gibi yerden yere vurdular" dedi ama yılmadı, yolunda yürüdü.

 


76 yaşındaki küresel medya baronu, geçen ağustos ayında 5 milyar dolar sayarak, çok sayıda gazete, televizyon kanalı ve internetten oluşan 30 milyar dolarlık imparatorluğuna Wall Street Journal'ı da kattı.

 


Ama bu arada bir başka şey oldu.
Wall Street Journal'ı yapan gazeteci milleti, gazeteleri satılırken oturup yeni patron Rupert Murdoch'la gazetenin yorum ve haber bağımsızlığını kâğıt üstünde güvence altına alan bir editoryal anlaşma yaptılar.

 


Yarın da bu konuya devam edeceğim.

 


Ama nedense bir soru aklıma takıldı:

 


Sahi ben ne diye böyle bir yazı

 

yazıyorum ki?..