Gazete satmak, gazete almak! (3)
Hasan Cemal
h.cemal@milliyet.com.tr
Gazete satmak, gazete almak! (3)
Üç gündür yine bildik konu:
ABD'deki gazete satışı...
Wall Street Journal, 106 yıllık gazetecilik geleneğiyle, satış ve
reklam gelirlerindeki üstünlüğüyle Amerikan kapitalizminin basın
alanındaki amiral gemisi...
Ve Murdoch, küresel bir medya imparatoru. Wall Street'i borçlarıyla
birlikte geçen ağustos ayında 5 milyar 600 milyon dolara satın alıyor.
Sorulabilir:
Şimdi Rupert Murdoch, tam 5.6 milyar dolar saydığı gazetenin 'iç
işleyişi'ne karışamayacak mı? Karışamayacaksa, ne diye bu kadar para
yatırmış olsun ki?..
Makul bir soru.
Elbette karışacak.
Fakat ali kıran baş kesen olamayacak. Çünkü bu mesleğin de yazılı, yazısız ilkeleri var uyulması gereken...
Murdoch gazeteyi satın alırken, hem gazetenin 106 yıllık sahibi olan
aileyle, hem de gazeteyi yöneten ve yapanlarla bazı anlaşmalara
varıyor, bazı ilkelerin altına imza atıyor.
Wall Street, Murdoch'a satışının kesinleştiğini 2 Ağustos 2007'de birinci sayfasından iki muhabirin imzalı haberiyle duyuruyor.
Haberde, yeni patronla ilgili şu bölüm dikkat çekici:
"Bancroft ailesinin gazeteyi satarken bazı kaygıları vardı. Murdoch'un
sahibi olduğu gazetelerin editoryal yönetimine karışması ve
gazetecilikteki sansasyonel alışkanlıklarından kaynaklanıyordu bu
kaygılar... Örnek olarak Amerika'daki New York Post ve İngiltere'deki
Sun gazeteleri verilebilirdi. İşte bunun için de, aileyle Murdoch
arasında varılan anlaşmaya göre, grubun bağımsız gazetecilik anlayışını
korumak için bir komite kurulacak." (*)
Bu komite ne yapacaktı?
Editoryal anlaşma neydi?
Wall Street'in 2 Ağustos 07 tarihli "Yayıncıdan Mektup" köşesinde şu cümle vardı:
"Varılan anlaşmaya göre bu gazetede yapılan analizler, gazete
sahibinin, reklamcıların, haber kaynaklarının tercihlerini değil,
gazetenin bağımsız yargılarını yansıtır."
Bir başka cümle:
"Bu gazetede, gazete sahibinin iş çıkarları da, başka alanlardaki
faaliyetleri de düzgün ve dürüst olarak haber ve yorum çerçevesinde
izlenir."
Bir de şu cümle:
"Gazetecilik faaliyetlerinin herhangi bir gizli gündemi olamaz."
Murdoch'un, gazeteyi çıkaran editörlerin işine karışmalarını önlemeyi
ve gazete yönetiminin özerkliğini korumayı amaçlayan editoryal anlaşma
4 Temmuz 07'de duyurulmuştu.
Dördüncü sayfadaki haberin göbeğinde yer alan çerçeveli spotta şu satırlar vardı:
"Beş kişilik özel komite, gazetenin haber ve yorumlarından sorumlu
editörlerin atanmasında ve kovulmasında onay hakkına sahiptir.
Komite'nin editoryal bağımsızlık konusundaki kararların
uygulanmasındaki tutumu nihai ve bağlayıcıdır. Komite'nin bütçe
konusunda, mali konularda, gazetecilik dışı alanlarda herhangi bir rolü
yoktur."
Lafı uzattık.
Biliyorum, bütün bunlar kağıt üstünde de kalabilir.
Yine biliyorum, bütün bu satırlarım kimilerince belki fazla idealist, fazla naif bulunabilir.
Özellikle Türkiye koşullarında...
Ama olsun.
Benim de bir mesleğim var, adı gazetecilik olan, ilkeleri olan, yıllardır çok sevdiğim, çok saydığım bir meslek...
Üç gündür bunun için yazıyorum.
Bu yazıların içinde, kırk yıllık bir gazeteci olarak ben dahil bütün
gazeteci milletine, eski yeni bütün gazete sahiplerine ve iktidarla
muhalefetteki tüm siyasetçilere yönelik eleştiri ve uyarılar var
elbette...
Son söz:
Medya adam olmadan, demokrasi de adam olmaz!
* Bu konuda ve Wall Street Journal'la yeni patronu Rupert Murdoch
arasında yapılan editoryal anlaşma ile ilgili olarak ayrıntılı bilgi
sahibi olmak isteyenler için, 2 Ağustos 2007 tarihli Wall Street
Journal'ın birinci sayfasındaki haber, 9. sayfasındaki başyazı, 10.
sayfasındaki "Yayıncının Mektubu" okunabilir. Ayrıca, yine aynı
gazetenin 4 Temmuz 2007 tarihli 4. sayfasındaki 'editoryal anlaşma'nın
ayrıntılarına ilişkin haberle, internette bu konuyu tam metin olarak
veren WSJ.com/DJBid adresine girilebilir. Gazetecilik mesleği ne
olabilir diye, ya da bağımsız gazetecilik ne ola ki diye merak edenlere
duyurulur.
Günlerdir bakıyorum, Fenerli dostlar kendilerinden çok emin. Bizi çantada keklik görüyorlar.
Yani Galatasaray'ı Saraçoğlu'nda her seferinde olduğu gibi yine çiğ çiğ yeriz havası...
Hepsi güleç yüzlü.
Sürekli laf atıyorlar.
Fenerbahçe'nin bu kendinden pek emin havası bugün Saraçoğlu'nda bizim için bir avantaja da dönüşebilir.
Futbol bu, belli mi olur.
Ama biraz huzursuzum.
UEFA'da tur atlama umudumuz pamuk ipliğine bağlandıktan sonra bir de Fener'e yenilirsek...
Ancak ben güveniyorum takıma ve genç topçularımıza.
Haydi bastır Cim Bom!

"Kadınlık meselesinde şekil ve kıyafet ikinci derecededir.
Asıl mücadele sahası,
asıl muzaffer olunması lâzım gelen saha nur ile, irfan ile, fazilet-i hakikiye
ile tezeyyün ve tecehhüz etmektedir."
Gâzi Mustafa Kemâl AtaTürk




nereye payidâr nereye








