2 tane "hayata sahip çıkma operasyonu" etiketli yazı bulundu
"hayata sahip çıkma operasyonu" tagli diger ogeler resimler
,
videolar01 Şubat 2008 19:49 · okuryazarhay
· Etiketler
hayata sahip çıkma operasyonu
Hayata sahip çıkma operasyonu
Bu
haftanın en olağandışı gelişmesi muhakkak ki ulusalcılık kelimesi
etrafında fazlasıyla sık duyduğumuz birçok ismin de dahil olduğu 30
küsur kişinin bir gece yarısı operasyonu sonucunda aynı anda
tutuklanmasıydı. Olay öncesinde siyasi gündemi analiz etmekte olanlar
muhtemelen hükümetin böyle bir operasyona hiçbir biçimde girişemeyeceği
bir dönemin içinde olduğumuzu düşünmekteydiler. Çünkü Başbakan’ın
İspanya’da bir basın mensubuna verdiği sıradan yanıt etrafında
köpürtülen ‘türban’ gündeminin AKP’yi paralize edeceği varsayımı çok
gerçekçi gözükmekteydi. Başörtüsünün en azından üniversitelerde
serbestçe takılabilmesini isteyen hükümetin, böyle kritik bir süreçte
kendisini riske atacak adımlar atması normal olmazdı. Seçimler
öncesinde bu partinin nasıl her fırsatta ‘gayrı milli’ ilan edilmeye
çalışıldığını hatırlarsak, AKP’nin özellikle kendisini milliyetçilerle
karşı karşıya getirecek adımlardan sakınacağı beklenirdi…
Ama öyle olmadı. Şimdi olaya tersten bakarak bu tutuklamaların
iktidara bir pazarlık kartı sağladığını söyleyecek olanlar da
çıkacaktır. Yani tutuklamaların adli bir takiple sonuçlanmaması
karşısında, kendilerini ulusalcılarla yakın gören veya onlarla doğrudan
ya da dolaylı bağlantı içinde bulunan bürokratik kişi ve kurumların da
başörtüsüne ‘evet’ diyebileceği hesapları yapılacaktır. Ancak birçok
konuda irade eksikliği ve tutarsızlığı görülen AKP hükümetinin, bu
ülkeyi –hep söylendiği üzere – ‘hak ettiği’ seviyeye getirmek üzere
samimi bir niyeti olduğu göz ardı edilemez. Her şeyi Başbakan’ın
ağzından çıktığı andan itibaren haber veya mesele haline getiren
medyanın, Erdoğan’ın söylemediği birçok konuda inisiyatif almakta
olabileceğini de düşünmesinde yarar var. Ve işin ilginci, bu
söylenmeyen inisiyatiflerin başörtüsü veya imam hatipler gibi alanlarda
değil, doğrudan demokratikleşme ile ilgili olma ihtimali de çok yüksek.
Buradan hareketle AKP’nin ‘demokrat’ bir parti olduğu, ya da bu
hükümetin ‘demokrat’ bir projeyi hayata geçirmeyi hedeflediği tabii ki
söylenemez… Ama açık bir gerçek var: Türkiye’nin demokratlaşmasında
AKP’nin çıkarı var ve de AKP’nin bizatihi varlığı bu ülkenin siyasal
sistemini demokratlaşmaya doğru itiyor. Dolayısıyla en azından şu
dönemde, AKP’nin ‘işine gelen’ değişimler aynı zamanda devletle toplum
arasındaki mesafenin azalmasını ve devletin sivilleşmesini ima ediyor.
İlk hükümet dönemi bir ‘ayakta kalma’ ve ‘rüştünü kanıtlama’ çabasıydı.
Bu nedenle sivil/asker ilişkileri açısından kritik öneme sahip
İçişleri, Adalet ve Savunma bakanlıklarına çok daha milliyetçi ve
devletçi olan sağ gelenekten takviyeler alınmıştı. Ama bilindiği üzere,
birçok kişinin hiç beklemediği bir biçimde Erdoğan bu iktidarı kısa
tuttu ve seçime gitti. Seçim sonrasında ise bu üç bakanlıkta çok
dengeli bir değişim oldu: Savunma Bakanı kaldı, ancak diğer ikisi
Başbakan’a yakın insanlarla değiştirildi. Yeni dönemin meselesi ise,
sivil hükümetin bürokrasinin dizginlerini kendi iradesiyle tutması ve
ona hakim olabilmesi...
Nitekim bu performansı Kandil operasyonu sırasında gördük.
Birçok yabancı gözlemci Kuzey Irak’a yapılan harekata rağmen hükümetin
olayı yönlendirmesini ve askeri eylemin sınırlarını çizmesini ‘ufak
çaplı bir siyasal şaheser’ olarak tanımladı. Erdoğan’ın aniden kucağına
düşen başörtüsü meselesinde de ne denli hazır olduğunu ve geri
çekilmeye hiç niyeti bulunmadığını görüyoruz. O nedenle ulusalcıları
toparlayan son gece yarısı operasyonu ‘hayati’ bir hamle. Bu
‘hayati’lik iki yönlü: Ulusalcıların ve onlarla ilişki içinde siyaseti
terörize edenlerin siyasi hayatının hem kişisel hem de kurumsal açıdan
sona erebilecek olduğunu ortaya koyarken; bu toplumun nihayet kendisini
sarmalayan ideolojik dehşet denkleminin dışına çıkabileceğini ve kendi
hayatı üzerinde egemen olabileceğini ima ediyor.
27 Ocak 2008, Pazar
ETYEN MAHÇUPYAN
30 Ocak 2008 20:15 · okuryazarhay
· Etiketler
hayata sahip çıkma operasyonu
Hayata sahip çıkma operasyonu
Bu
haftanın en olağandışı gelişmesi muhakkak ki ulusalcılık kelimesi
etrafında fazlasıyla sık duyduğumuz birçok ismin de dahil olduğu 30
küsur kişinin bir gece yarısı operasyonu sonucunda aynı anda
tutuklanmasıydı. Olay öncesinde siyasi gündemi analiz etmekte olanlar
muhtemelen hükümetin böyle bir operasyona hiçbir biçimde girişemeyeceği
bir dönemin içinde olduğumuzu düşünmekteydiler. Çünkü Başbakan’ın
İspanya’da bir basın mensubuna verdiği sıradan yanıt etrafında
köpürtülen ‘türban’ gündeminin AKP’yi paralize edeceği varsayımı çok
gerçekçi gözükmekteydi. Başörtüsünün en azından üniversitelerde
serbestçe takılabilmesini isteyen hükümetin, böyle kritik bir süreçte
kendisini riske atacak adımlar atması normal olmazdı. Seçimler
öncesinde bu partinin nasıl her fırsatta ‘gayrı milli’ ilan edilmeye
çalışıldığını hatırlarsak, AKP’nin özellikle kendisini milliyetçilerle
karşı karşıya getirecek adımlardan sakınacağı beklenirdi…
Ama öyle olmadı. Şimdi olaya tersten bakarak bu tutuklamaların
iktidara bir pazarlık kartı sağladığını söyleyecek olanlar da
çıkacaktır. Yani tutuklamaların adli bir takiple sonuçlanmaması
karşısında, kendilerini ulusalcılarla yakın gören veya onlarla doğrudan
ya da dolaylı bağlantı içinde bulunan bürokratik kişi ve kurumların da
başörtüsüne ‘evet’ diyebileceği hesapları yapılacaktır. Ancak birçok
konuda irade eksikliği ve tutarsızlığı görülen AKP hükümetinin, bu
ülkeyi –hep söylendiği üzere – ‘hak ettiği’ seviyeye getirmek üzere
samimi bir niyeti olduğu göz ardı edilemez. Her şeyi Başbakan’ın
ağzından çıktığı andan itibaren haber veya mesele haline getiren
medyanın, Erdoğan’ın söylemediği birçok konuda inisiyatif almakta
olabileceğini de düşünmesinde yarar var. Ve işin ilginci, bu
söylenmeyen inisiyatiflerin başörtüsü veya imam hatipler gibi alanlarda
değil, doğrudan demokratikleşme ile ilgili olma ihtimali de çok yüksek.
Buradan hareketle AKP’nin ‘demokrat’ bir parti olduğu, ya da bu
hükümetin ‘demokrat’ bir projeyi hayata geçirmeyi hedeflediği tabii ki
söylenemez… Ama açık bir gerçek var: Türkiye’nin demokratlaşmasında
AKP’nin çıkarı var ve de AKP’nin bizatihi varlığı bu ülkenin siyasal
sistemini demokratlaşmaya doğru itiyor. Dolayısıyla en azından şu
dönemde, AKP’nin ‘işine gelen’ değişimler aynı zamanda devletle toplum
arasındaki mesafenin azalmasını ve devletin sivilleşmesini ima ediyor.
İlk hükümet dönemi bir ‘ayakta kalma’ ve ‘rüştünü kanıtlama’ çabasıydı.
Bu nedenle sivil/asker ilişkileri açısından kritik öneme sahip
İçişleri, Adalet ve Savunma bakanlıklarına çok daha milliyetçi ve
devletçi olan sağ gelenekten takviyeler alınmıştı. Ama bilindiği üzere,
birçok kişinin hiç beklemediği bir biçimde Erdoğan bu iktidarı kısa
tuttu ve seçime gitti. Seçim sonrasında ise bu üç bakanlıkta çok
dengeli bir değişim oldu: Savunma Bakanı kaldı, ancak diğer ikisi
Başbakan’a yakın insanlarla değiştirildi. Yeni dönemin meselesi ise,
sivil hükümetin bürokrasinin dizginlerini kendi iradesiyle tutması ve
ona hakim olabilmesi...
Nitekim bu performansı Kandil operasyonu sırasında gördük.
Birçok yabancı gözlemci Kuzey Irak’a yapılan harekata rağmen hükümetin
olayı yönlendirmesini ve askeri eylemin sınırlarını çizmesini ‘ufak
çaplı bir siyasal şaheser’ olarak tanımladı. Erdoğan’ın aniden kucağına
düşen başörtüsü meselesinde de ne denli hazır olduğunu ve geri
çekilmeye hiç niyeti bulunmadığını görüyoruz. O nedenle ulusalcıları
toparlayan son gece yarısı operasyonu ‘hayati’ bir hamle. Bu
‘hayati’lik iki yönlü: Ulusalcıların ve onlarla ilişki içinde siyaseti
terörize edenlerin siyasi hayatının hem kişisel hem de kurumsal açıdan
sona erebilecek olduğunu ortaya koyarken; bu toplumun nihayet kendisini
sarmalayan ideolojik dehşet denkleminin dışına çıkabileceğini ve kendi
hayatı üzerinde egemen olabileceğini ima ediyor.
27 Ocak 2008, Pazar
ETYEN MAHÇUPYAN