Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
blogmedyaRSSYorum RSS
fifa 2010
bila kayd u şard "Kadınlık meselesinde şekil ve kıyafet ikinci derecededir. Asıl mücadele sahası, asıl muzaffer olunması lâzım gelen saha nur ile, irfan ile, fazilet-i hakikiye ile tezeyyün ve tecehhüz etmektedir." Gâzi Mustafa Kemâl AtaTürk myspace graphics

www.bigoo.wswww.bigoo.ws

mutlu seneler 2023 e nereye payidâr nereye world nereye worldolmazsa olmazGlitter Photossosyalguvenligi tam turkey su da suretthe bank kelebek ektisi worldworld gezegen
2 tane "kavramlar üzerinde sürüklenirken" etiketli yazı bulundu "kavramlar üzerinde sürüklenirken" tagli diger ogeler resimler , videolar

Kavramlar üzerinde sürüklenirken 

 

 


Kavramlar üzerinde sürüklenirken

Kavramlar üzerinde sürüklenirken
Türkiye'deki egemen güçler, ABD'nin küresel hegemonya stratejisinde (kara operasyonu başlatarak) yerlerini aldı. Fotoğraf: Şenol Çakır/Şırnak DHA
Kürtler ve Türklerin birlikte yaşayacağı demokratik bir cumhuriyet inşası için söz hepimizde... Türkiye'de güçlü bir inisiyatif kurulmalıdır. Bu inisiyatife aydınlar, görevli ya da emekli devlet adamları, cemaat önderleri, toplumsal örgütler, inanç grupları ve özellikle bütün sesiyle sıradan insanlar katılmalıdır

 

(1709 defa okundu)

 

AYSEL TUĞLUK 

2008 hepimizin hayatlarında mutlaka hatırlamak zorunda kalacağı bir yıl olacak. Herkes Cumhuriyet'in kuruluşunun mesela 100. yılına geldiğinde şu veya bu şekilde bu dört sıfırlı (ikisi sekizin) yıldan söz etmek zorunda kalacak. Kimbilir, belki de o güne ulaşanların söz edecekleri ortak bir zeminleri bile olmayacaktır.
Yaratıcılık konusunda birçok tanım yapılabilir, zaten yeterince yapılmıştır da. Benim en sık kullandığım yaratıcılık tanımı, 'ilgisiz ve/veya öyle görünen şeyler arasında bağlantılar oluşturabilmek' biçiminde. Cebelitarık Boğazı'na dökülen çöplerin kutup dairesindeki Eskimo bir kadının bebeğini zehirlemesi gibi kötü bağlantılar veya Pekin'de kanat çırpan bir kelebeğin herhangi bir Pasifik adasındaki çiftçinin mahsulünü bereketli kılmak gibi 'iyi' bağlantılar da olabilir bunlar.
Daha tanıdık bir örneğe başvurmam gerekirse, 'olmayanı' üretmeye de yaratıcılık deniyor. İşin içinde yine bir bağlantı kurma imkânı mevcuttur. Demiri farklı renkteki bir taştan üretti insanoğlu. Velhasıl siyasette de farklı ve çoklu bağlantılar oluşturabilecek bir yaklaşım sergilemek gerekiyor. Esasen de Ahdi Atik'ten kalma karşıtlıklar üzerine siyaset yürütmenin artık miadını doldurduğunu düşünmenin zamanıdır. Giderek farklılaşan ve genişleyen ağlar inşa eden, hiyerarşi ve tahakkümün reddi, eşitlik ve özgürlüğün azamileştirilip ortak bir adalet nosyonuna ulaşabilme amacını gündemleştirip demokratik siyaset yapmaya başlamak lazım!
Yaratıcılık gerekiyor, çünkü eşikte kaos var. Kaos kavramı Türkçeleştirilirken çoğunlukla 'karışıklık, başıbozukluk' terimlerine başvuruluyor. Sanırım kaos sözcüğünün Çince karşılığı tehlike ve fırsat anlamına da geliyor. Siyaset bilimde kaos kavramı çoğunlukla bir geçiş evresi olarak tasvir ediliyor. Eskinin yapılarının dağıldığı, yeni oluşumların nüve olarak boy verdiği düzensizlik evresi. Çinlilerin öngördüğü gibi birçok fırsat ve tehlikenin mevcut olduğu bir dönem olarak tanımlamanın abartı olacağını sanmıyorum.
Ekonomik olarak, özellikle Amerika merkezli emlak piyasasının yarattığı küresel sorunlar konusunda hemen herkes ciddi olarak tedirgin. Türkiye ekonomisinin son beş yıldır kimi ekonomistlerce zengin müşteriyi kapmak için indirim yarışına girmiş satıcıların durumundan hareketle analoji oluşturarak uluslararası sermayeyi çekmek için yarışan ülkelerin durumunu izah etmek için 'sıfıra doğru yarış' denilen sıcak para çekme mücadelesi üst limitine ulaştı. Simdi küresel tehlike nedeniyle tedrici kaçış süreci gündemdedir. Bu ekonomik risk faktörleri siyaset, bürokrasi ve sivil toplum grupları içinde önemli dalgalanmalar yaratacaktır. Artan işsiz sayısı ve özellikle "yukarı mahalle" ile "aşağı mahalle" arasındaki gelir uçurumu artık "gürültüye" dönüşecek gibi duruyor.
Ekonomideki durumla Türkiye'deki siyasal söylemde "fay hatları" denilen kutuplaşmalar giderek derinleşecek (türban vb.). Bu tür kutuplaşmalarda klasik beklenti uçlardan uzak orta alan salınımlarının sürmesi. Ancak, tekrar ve özellikle diğer bazı öğelerin tetiklemeleri sonucu uç salınımlar beklemek gerektiğini düşünüyorum.
Başta Irak olmak üzere komşuların durumu ise, önemli bir uluslararası unsur olarak istikrarsızlığı artırmada rol oynayacak. Ve eski bir sorun: Kürt sorunu. Bundan sonrası çok farklı olmaya aday. Uluslararası güçlerin, özellikle de ABD'nin de dahil olmasıyla Kürt sorunu Türkiye'de kaosu tetikleyen temel vektör olarak duruyor.
20. yüzyılın ortalarında başlayan ve adına 'insan hakları söylemine dayalı hegemonya stratejisi' denilen küresel oyun artık sona erdi. Görünen o ki, ABD Ortadoğu'da "demokrasi ve insan hakları" söylemi yerine "istikrar" ve "refah" söylemine yönelecek. Bölgesel aktörlerle daha içli dışlı hamlelere yönelecek. Statükocu güçlerle "ortak düşman" tanımlamaları üzerinden geçici operasyonel ilişkiler kurarken, aynı zamanda kendisine yönelik hem söylemsel hem eylemsel "risk gruplarını" yerel karşıtlarıyla etkisizleştirecek. Kendi gücünü dönemsel operasyonlar için dünyanın belli başlı noktalarında yoğunlaştıracak. Mevcut durumda bunu önemli oranda sağlamış durumdadır.
Türkiye'deki egemen güçler bu minvalden sonra kendileri açısından kabul edilebilir yeni bir stratejik planla karşı karşıya. Bazı konularda (Kerkük, İran, Kürt sorunu vb.) önemli şüpheleri olsa da ABD'nin küresel hegemonya stratejisinde (kara operasyonu başlatarak) yerlerini aldılar. Zaten reel politiğin gereği olarak verili aktörlerin konumlarını tekrar talep etmelerinin yarattığı basınç uzunca bir süredir gündemdeydi. Hepsinin (Türk ve Kürt politik güçlerin) kurduğu ortak cümle, 'Ya bizi ciddiye alırsınız ya da işlerinizi zorlaştırırız' biçimindeydi. İşleri daha çok zorlaştıracak olan ve global stratejiyle daha çok uyum ve katkı sağlayacak/rolünü oynayacak aktörler oyuna dahil edildi. Kürtler -şimdilik- strat ejik planlamanın dışında, hatta kısmen hedefi durumunda. Evet, yalancı bahar bitti! Kar yağıyor...

İstikrar önde
Hiçkimse ve hiçbir kimlik güvende değil artık! Etkinlik mücadelesi ötekileştirilenin "silinmesi" doğrultusuna sapacak. Egemenlerin ve bazı başat grupların hazırlıkları da beni destekler gibi gözüküyor. Bence artık herkes insan hakları söyleminin etkisinin çok cüzi olacağına kendini alıştırmalı.
Bunun Türkiye'de demokrasinin tüm parametreleriyle yüzleşme sürecine etkisi, açık ki negatif olacak. İstikrar demokrasinin önünde artık! Ve istikrarın korunması için demokrasiden her türlü taviz önümüzdeki dönemde küresel bir trend olarak gayet meşru görülecek.
Global strateji dalgasının Türkiye'nin güncel siyasetini alabora ettiği açık. Kürt sorunu itibarıyla yansıması şudur: AKP kara operasyonu başlatarak bu sorunda çözüm şansı kadar gücünü de yitirdi. İstese bile artık bunu yapacak imkâna ve ortama sahip değil. DTP en başından beri zaten tek başına bu güce ve inisiyatife sahip değildi. Bir yıkım süreci başlatarak 'inşa aktörü' olmadığını tescilledi. Bu sürecin insani, ekonomik ve politik dinamikleri/bedeli/sonuçları bir yana, ciddi biçimde meşruluk problemi de var. Demokratik-siyasi çözüm seçeneği denenmemiş/değerlendirilmemişken; uluslararası hukuk ve demokratik kriterlerin gerektirdiği toplumsal ve yapısal dönüşümü, hatta benzeri sorunlarda uygarlığın çözüm yöntemi ve modelleri hiçbir şekilde esas kadar ilham alınmamışken; ortada önerilmiş, tartışılmış ya da buna mukabil reddedilmiş (onur kırıcı teslimiyet dayatması hariç!) bir öneri/bir fikir öne sürülmemişken, kanımca meşruluk tartışmaları sadece 'güç ve stratejiyle' açıklanabilir!
Bu noktadan sonra çözüme dair 'irade'nin betimlemesini yapmak gerekiyor. İrade kavramının geçmişinde, insan eylemiyle imkânsızı oluşturmaya kalkışmaya atıflar da var. İrade kavramına başvururken ifade etmek istediğim alan, verili bazı toplumsal salınımları etkin kılmak için çaba harcamakla sınırlı. Bu sınırlandırmadan sonra biraz 'beylik' kaçmasına aldırmayarak "demokratik cumhuriyet"i sonraki zamanlara taşımak isteyenlerin 'iradi müdahale'de bulunma zamanı olduğunu söylemek istiyorum. Kürtleri artık bütün 'operasyonların, yasakların, dışlanmışlığın, korkuların, komploların, ölümlerin odağı' olmaktan çıkaracak iradenin yaratılması artık kaçınılmazdır. Birlikte yaşamayı, ortak bir gelecek kurmayı bu kadar isteyen bir halkın hak ve özgürlükleriyle onore edilmeyerek uluslararası çıkarlar uğruna kopuşa zorlanması kabul edilmemeli.
İsim isim söylemek istemiyorum ancak bu ülkede sözünün ve eyleminin değeri olan çok sayıda insan var. Bu insanların her biri farklı bir siyasal geleneğe sahip olsalar da, yine konuştukları siyasal dil farklılıklar gösterse de, biraraya gelip bir şeyler yapmalarının tam zamanı. Kişilerden daha önemlisi çeşitli grupların irade ortaya koymaları neredeyse hayati önemde. Konuya giriş yaparken yaratıcılık üzerine bir-iki laf etmekteki amacım birbirinden çok farklı olsalar da bu ülkenin sözü ve eylemi değerli gruplarının bağlantılar oluşturmasına vurgu yapmaktı. Bu bağlantıları nasıl kurarlar, bence kendi yaratıcılıklarına kalmış. Bu ortamda çok farklı grupların etrafında yatay ağlar oluşturduğu ve sürekli farklılaşma dinamiğine sahip geniş bir yapının kucaklayabileceği arayış ve hedeflere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.
Kürtler ve Türklerin birlikte yaşayacağı demokratik bir cumhuriyet inşası için söz hepimizde... Eğer bizler bir şeyler yapmazsak hiçkimse itilip kakılmaktan kurtulamaz. Türkiye'de güçlü bir inisiyatif kurulmalı. Bu inisiyatife aydınlar, görevli ya da emekli devlet adamları, cemaat önderleri, toplumsal örgütler, inanç grupları ve özellikle bütün sesiyle sıradan insanlar katılmalı. Demokratik bir ülkede barış içinde sorunların çözümü için operasyonel tüm güçlere ve eylemlere karşı inisiyatif oluşturmalıyız. Eğer hemen eyleme geçmezsek ne yazık ki yarın yanımızda olması gereken birçok insan sonraki gün belki de hayatta bile olmayacak. Herkesin normal şartlar altında yarını görmesi için önümüzdeki kaosu görüp umut resmini çizecek insanların iradelerini ortaya koymaları gerekiyor.
Yoksul ve mazlum Kürt ve Türk halklarının çocuklarının, egemenlerin küresel ve bölgesel çıkarları adına birbirine daha fazla kırdırılmasına izin vermemeliyiz. Açıkçası önümüzdeki iki ay içinde, önümüzdeki yüzyılda anılmaya değer bir şeyler yapılmazsa her şey ciddi bir belirsizliğe sürüklenecek gibi duruyor. Kaosa sürükleniyoruz, yaratıcı eylem zamanıdır. Beynimizdeki kelebekleri kanatlandırıp 'güneşin doğduğu topraklarda' Kürt ve Türk çocuklarının birlikte ürün ekmeye devam etmeleri için güçlü dalgaları arkamıza almak zorundayız.

 

Kavramlar üzerinde sürüklenirken 

 


Kavramlar üzerinde sürüklenirken

Kavramlar üzerinde sürüklenirken
Türkiye'deki egemen güçler, ABD'nin küresel hegemonya stratejisinde (kara operasyonu başlatarak) yerlerini aldı. Fotoğraf: Şenol Çakır/Şırnak DHA
Kürtler ve Türklerin birlikte yaşayacağı demokratik bir cumhuriyet inşası için söz hepimizde... Türkiye'de güçlü bir inisiyatif kurulmalıdır. Bu inisiyatife aydınlar, görevli ya da emekli devlet adamları, cemaat önderleri, toplumsal örgütler, inanç grupları ve özellikle bütün sesiyle sıradan insanlar katılmalıdır

 

(564 defa okundu)

 

AYSEL TUĞLUK

2008 hepimizin hayatlarında mutlaka hatırlamak zorunda kalacağı bir yıl olacak. Herkes Cumhuriyet'in kuruluşunun mesela 100. yılına geldiğinde şu veya bu şekilde bu dört sıfırlı (ikisi sekizin) yıldan söz etmek zorunda kalacak. Kimbilir, belki de o güne ulaşanların söz edecekleri ortak bir zeminleri bile olmayacaktır.
Yaratıcılık konusunda birçok tanım yapılabilir, zaten yeterince yapılmıştır da. Benim en sık kullandığım yaratıcılık tanımı, 'ilgisiz ve/veya öyle görünen şeyler arasında bağlantılar oluşturabilmek' biçiminde. Cebelitarık Boğazı'na dökülen çöplerin kutup dairesindeki Eskimo bir kadının bebeğini zehirlemesi gibi kötü bağlantılar veya Pekin'de kanat çırpan bir kelebeğin herhangi bir Pasifik adasındaki çiftçinin mahsulünü bereketli kılmak gibi 'iyi' bağlantılar da olabilir bunlar.
Daha tanıdık bir örneğe başvurmam gerekirse, 'olmayanı' üretmeye de yaratıcılık deniyor. İşin içinde yine bir bağlantı kurma imkânı mevcuttur. Demiri farklı renkteki bir taştan üretti insanoğlu. Velhasıl siyasette de farklı ve çoklu bağlantılar oluşturabilecek bir yaklaşım sergilemek gerekiyor. Esasen de Ahdi Atik'ten kalma karşıtlıklar üzerine siyaset yürütmenin artık miadını doldurduğunu düşünmenin zamanıdır. Giderek farklılaşan ve genişleyen ağlar inşa eden, hiyerarşi ve tahakkümün reddi, eşitlik ve özgürlüğün azamileştirilip ortak bir adalet nosyonuna ulaşabilme amacını gündemleştirip demokratik siyaset yapmaya başlamak lazım!
Yaratıcılık gerekiyor, çünkü eşikte kaos var. Kaos kavramı Türkçeleştirilirken çoğunlukla 'karışıklık, başıbozukluk' terimlerine başvuruluyor. Sanırım kaos sözcüğünün Çince karşılığı tehlike ve fırsat anlamına da geliyor. Siyaset bilimde kaos kavramı çoğunlukla bir geçiş evresi olarak tasvir ediliyor. Eskinin yapılarının dağıldığı, yeni oluşumların nüve olarak boy verdiği düzensizlik evresi. Çinlilerin öngördüğü gibi birçok fırsat ve tehlikenin mevcut olduğu bir dönem olarak tanımlamanın abartı olacağını sanmıyorum.
Ekonomik olarak, özellikle Amerika merkezli emlak piyasasının yarattığı küresel sorunlar konusunda hemen herkes ciddi olarak tedirgin. Türkiye ekonomisinin son beş yıldır kimi ekonomistlerce zengin müşteriyi kapmak için indirim yarışına girmiş satıcıların durumundan hareketle analoji oluşturarak uluslararası sermayeyi çekmek için yarışan ülkelerin durumunu izah etmek için 'sıfıra doğru yarış' denilen sıcak para çekme mücadelesi üst limitine ulaştı. Simdi küresel tehlike nedeniyle tedrici kaçış süreci gündemdedir. Bu ekonomik risk faktörleri siyaset, bürokrasi ve sivil toplum grupları içinde önemli dalgalanmalar yaratacaktır. Artan işsiz sayısı ve özellikle "yukarı mahalle" ile "aşağı mahalle" arasındaki gelir uçurumu artık "gürültüye" dönüşecek gibi duruyor.
Ekonomideki durumla Türkiye'deki siyasal söylemde "fay hatları" denilen kutuplaşmalar giderek derinleşecek (türban vb.). Bu tür kutuplaşmalarda klasik beklenti uçlardan uzak orta alan salınımlarının sürmesi. Ancak, tekrar ve özellikle diğer bazı öğelerin tetiklemeleri sonucu uç salınımlar beklemek gerektiğini düşünüyorum.
Başta Irak olmak üzere komşuların durumu ise, önemli bir uluslararası unsur olarak istikrarsızlığı artırmada rol oynayacak. Ve eski bir sorun: Kürt sorunu. Bundan sonrası çok farklı olmaya aday. Uluslararası güçlerin, özellikle de ABD'nin de dahil olmasıyla Kürt sorunu Türkiye'de kaosu tetikleyen temel vektör olarak duruyor.
20. yüzyılın ortalarında başlayan ve adına 'insan hakları söylemine dayalı hegemonya stratejisi' denilen küresel oyun artık sona erdi. Görünen o ki, ABD Ortadoğu'da "demokrasi ve insan hakları" söylemi yerine "istikrar" ve "refah" söylemine yönelecek. Bölgesel aktörlerle daha içli dışlı hamlelere yönelecek. Statükocu güçlerle "ortak düşman" tanımlamaları üzerinden geçici operasyonel ilişkiler kurarken, aynı zamanda kendisine yönelik hem söylemsel hem eylemsel "risk gruplarını" yerel karşıtlarıyla etkisizleştirecek. Kendi gücünü dönemsel operasyonlar için dünyanın belli başlı noktalarında yoğunlaştıracak. Mevcut durumda bunu önemli oranda sağlamış durumdadır.
Türkiye'deki egemen güçler bu minvalden sonra kendileri açısından kabul edilebilir yeni bir stratejik planla karşı karşıya. Bazı konularda (Kerkük, İran, Kürt sorunu vb.) önemli şüpheleri olsa da ABD'nin küresel hegemonya stratejisinde (kara operasyonu başlatarak) yerlerini aldılar. Zaten reel politiğin gereği olarak verili aktörlerin konumlarını tekrar talep etmelerinin yarattığı basınç uzunca bir süredir gündemdeydi. Hepsinin (Türk ve Kürt politik güçlerin) kurduğu ortak cümle, 'Ya bizi ciddiye alırsınız ya da işlerinizi zorlaştırırız' biçimindeydi. İşleri daha çok zorlaştıracak olan ve global stratejiyle daha çok uyum ve katkı sağlayacak/rolünü oynayacak aktörler oyuna dahil edildi. Kürtler -şimdilik- strat ejik planlamanın dışında, hatta kısmen hedefi durumunda. Evet, yalancı bahar bitti! Kar yağıyor...

İstikrar önde
Hiçkimse ve hiçbir kimlik güvende değil artık! Etkinlik mücadelesi ötekileştirilenin "silinmesi" doğrultusuna sapacak. Egemenlerin ve bazı başat grupların hazırlıkları da beni destekler gibi gözüküyor. Bence artık herkes insan hakları söyleminin etkisinin çok cüzi olacağına kendini alıştırmalı.
Bunun Türkiye'de demokrasinin tüm parametreleriyle yüzleşme sürecine etkisi, açık ki negatif olacak. İstikrar demokrasinin önünde artık! Ve istikrarın korunması için demokrasiden her türlü taviz önümüzdeki dönemde küresel bir trend olarak gayet meşru görülecek.
Global strateji dalgasının Türkiye'nin güncel siyasetini alabora ettiği açık. Kürt sorunu itibarıyla yansıması şudur: AKP kara operasyonu başlatarak bu sorunda çözüm şansı kadar gücünü de yitirdi. İstese bile artık bunu yapacak imkâna ve ortama sahip değil. DTP en başından beri zaten tek başına bu güce ve inisiyatife sahip değildi. Bir yıkım süreci başlatarak 'inşa aktörü' olmadığını tescilledi. Bu sürecin insani, ekonomik ve politik dinamikleri/bedeli/sonuçları bir yana, ciddi biçimde meşruluk problemi de var. Demokratik-siyasi çözüm seçeneği denenmemiş/değerlendirilmemişken; uluslararası hukuk ve demokratik kriterlerin gerektirdiği toplumsal ve yapısal dönüşümü, hatta benzeri sorunlarda uygarlığın çözüm yöntemi ve modelleri hiçbir şekilde esas kadar ilham alınmamışken; ortada önerilmiş, tartışılmış ya da buna mukabil reddedilmiş (onur kırıcı teslimiyet dayatması hariç!) bir öneri/bir fikir öne sürülmemişken, kanımca meşruluk tartışmaları sadece 'güç ve stratejiyle' açıklanabilir!
Bu noktadan sonra çözüme dair 'irade'nin betimlemesini yapmak gerekiyor. İrade kavramının geçmişinde, insan eylemiyle imkânsızı oluşturmaya kalkışmaya atıflar da var. İrade kavramına başvururken ifade etmek istediğim alan, verili bazı toplumsal salınımları etkin kılmak için çaba harcamakla sınırlı. Bu sınırlandırmadan sonra biraz 'beylik' kaçmasına aldırmayarak "demokratik cumhuriyet"i sonraki zamanlara taşımak isteyenlerin 'iradi müdahale'de bulunma zamanı olduğunu söylemek istiyorum. Kürtleri artık bütün 'operasyonların, yasakların, dışlanmışlığın, korkuların, komploların, ölümlerin odağı' olmaktan çıkaracak iradenin yaratılması artık kaçınılmazdır. Birlikte yaşamayı, ortak bir gelecek kurmayı bu kadar isteyen bir halkın hak ve özgürlükleriyle onore edilmeyerek uluslararası çıkarlar uğruna kopuşa zorlanması kabul edilmemeli.
İsim isim söylemek istemiyorum ancak bu ülkede sözünün ve eyleminin değeri olan çok sayıda insan var. Bu insanların her biri farklı bir siyasal geleneğe sahip olsalar da, yine konuştukları siyasal dil farklılıklar gösterse de, biraraya gelip bir şeyler yapmalarının tam zamanı. Kişilerden daha önemlisi çeşitli grupların irade ortaya koymaları neredeyse hayati önemde. Konuya giriş yaparken yaratıcılık üzerine bir-iki laf etmekteki amacım birbirinden çok farklı olsalar da bu ülkenin sözü ve eylemi değerli gruplarının bağlantılar oluşturmasına vurgu yapmaktı. Bu bağlantıları nasıl kurarlar, bence kendi yaratıcılıklarına kalmış. Bu ortamda çok farklı grupların etrafında yatay ağlar oluşturduğu ve sürekli farklılaşma dinamiğine sahip geniş bir yapının kucaklayabileceği arayış ve hedeflere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.
Kürtler ve Türklerin birlikte yaşayacağı demokratik bir cumhuriyet inşası için söz hepimizde... Eğer bizler bir şeyler yapmazsak hiçkimse itilip kakılmaktan kurtulamaz. Türkiye'de güçlü bir inisiyatif kurulmalı. Bu inisiyatife aydınlar, görevli ya da emekli devlet adamları, cemaat önderleri, toplumsal örgütler, inanç grupları ve özellikle bütün sesiyle sıradan insanlar katılmalı. Demokratik bir ülkede barış içinde sorunların çözümü için operasyonel tüm güçlere ve eylemlere karşı inisiyatif oluşturmalıyız. Eğer hemen eyleme geçmezsek ne yazık ki yarın yanımızda olması gereken birçok insan sonraki gün belki de hayatta bile olmayacak. Herkesin normal şartlar altında yarını görmesi için önümüzdeki kaosu görüp umut resmini çizecek insanların iradelerini ortaya koymaları gerekiyor.
Yoksul ve mazlum Kürt ve Türk halklarının çocuklarının, egemenlerin küresel ve bölgesel çıkarları adına birbirine daha fazla kırdırılmasına izin vermemeliyiz. Açıkçası önümüzdeki iki ay içinde, önümüzdeki yüzyılda anılmaya değer bir şeyler yapılmazsa her şey ciddi bir belirsizliğe sürüklenecek gibi duruyor. Kaosa sürükleniyoruz, yaratıcı eylem zamanıdır. Beynimizdeki kelebekleri kanatlandırıp 'güneşin doğduğu topraklarda' Kürt ve Türk çocuklarının birlikte ürün ekmeye devam etmeleri için güçlü dalgaları arkamıza almak zorundayız.