2 tane "kavramlar üzerinde sürüklenirken" etiketli yazı bulundu
"kavramlar üzerinde sürüklenirken" tagli diger ogeler resimler
,
videolar10 Mart 2008 08:18 · okuryazarhay
· Etiketler
kavramlar üzerinde sürüklenirken
Kavramlar üzerinde sürüklenirken
|
Türkiye'deki egemen güçler, ABD'nin küresel hegemonya stratejisinde
(kara operasyonu başlatarak) yerlerini aldı. Fotoğraf: Şenol
Çakır/Şırnak DHA
|
Kürtler
ve Türklerin birlikte yaşayacağı demokratik bir cumhuriyet inşası için
söz hepimizde... Türkiye'de güçlü bir inisiyatif kurulmalıdır. Bu
inisiyatife aydınlar, görevli ya da emekli devlet adamları, cemaat
önderleri, toplumsal örgütler, inanç grupları ve özellikle bütün
sesiyle sıradan insanlar katılmalıdır
(1709 defa okundu)
AYSEL TUĞLUK
2008
hepimizin hayatlarında mutlaka hatırlamak zorunda kalacağı bir yıl
olacak. Herkes Cumhuriyet'in kuruluşunun mesela 100. yılına geldiğinde
şu veya bu şekilde bu dört sıfırlı (ikisi sekizin) yıldan söz etmek
zorunda kalacak. Kimbilir, belki de o güne ulaşanların söz edecekleri
ortak bir zeminleri bile olmayacaktır.
Yaratıcılık konusunda birçok tanım yapılabilir, zaten yeterince
yapılmıştır da. Benim en sık kullandığım yaratıcılık tanımı, 'ilgisiz
ve/veya öyle görünen şeyler arasında bağlantılar oluşturabilmek'
biçiminde. Cebelitarık Boğazı'na dökülen çöplerin kutup dairesindeki
Eskimo bir kadının bebeğini zehirlemesi gibi kötü bağlantılar veya
Pekin'de kanat çırpan bir kelebeğin herhangi bir Pasifik adasındaki
çiftçinin mahsulünü bereketli kılmak gibi 'iyi' bağlantılar da olabilir
bunlar.
Daha tanıdık bir örneğe başvurmam gerekirse, 'olmayanı' üretmeye
de yaratıcılık deniyor. İşin içinde yine bir bağlantı kurma imkânı
mevcuttur. Demiri farklı renkteki bir taştan üretti insanoğlu. Velhasıl
siyasette de farklı ve çoklu bağlantılar oluşturabilecek bir yaklaşım
sergilemek gerekiyor. Esasen de Ahdi Atik'ten kalma karşıtlıklar
üzerine siyaset yürütmenin artık miadını doldurduğunu düşünmenin
zamanıdır. Giderek farklılaşan ve genişleyen ağlar inşa eden, hiyerarşi
ve tahakkümün reddi, eşitlik ve özgürlüğün azamileştirilip ortak bir
adalet nosyonuna ulaşabilme amacını gündemleştirip demokratik siyaset
yapmaya başlamak lazım!
Yaratıcılık gerekiyor, çünkü eşikte kaos var. Kaos kavramı
Türkçeleştirilirken çoğunlukla 'karışıklık, başıbozukluk' terimlerine
başvuruluyor. Sanırım kaos sözcüğünün Çince karşılığı tehlike ve fırsat
anlamına da geliyor. Siyaset bilimde kaos kavramı çoğunlukla bir geçiş
evresi olarak tasvir ediliyor. Eskinin yapılarının dağıldığı, yeni
oluşumların nüve olarak boy verdiği düzensizlik evresi. Çinlilerin
öngördüğü gibi birçok fırsat ve tehlikenin mevcut olduğu bir dönem
olarak tanımlamanın abartı olacağını sanmıyorum.
Ekonomik olarak, özellikle Amerika merkezli emlak piyasasının
yarattığı küresel sorunlar konusunda hemen herkes ciddi olarak
tedirgin. Türkiye ekonomisinin son beş yıldır kimi ekonomistlerce
zengin müşteriyi kapmak için indirim yarışına girmiş satıcıların
durumundan hareketle analoji oluşturarak uluslararası sermayeyi çekmek
için yarışan ülkelerin durumunu izah etmek için 'sıfıra doğru yarış'
denilen sıcak para çekme mücadelesi üst limitine ulaştı. Simdi küresel
tehlike nedeniyle tedrici kaçış süreci gündemdedir. Bu ekonomik risk
faktörleri siyaset, bürokrasi ve sivil toplum grupları içinde önemli
dalgalanmalar yaratacaktır. Artan işsiz sayısı ve özellikle "yukarı
mahalle" ile "aşağı mahalle" arasındaki gelir uçurumu artık "gürültüye"
dönüşecek gibi duruyor.
Ekonomideki durumla Türkiye'deki siyasal söylemde "fay hatları"
denilen kutuplaşmalar giderek derinleşecek (türban vb.). Bu tür
kutuplaşmalarda klasik beklenti uçlardan uzak orta alan salınımlarının
sürmesi. Ancak, tekrar ve özellikle diğer bazı öğelerin tetiklemeleri
sonucu uç salınımlar beklemek gerektiğini düşünüyorum.
Başta Irak olmak üzere komşuların durumu ise, önemli bir
uluslararası unsur olarak istikrarsızlığı artırmada rol oynayacak. Ve
eski bir sorun: Kürt sorunu. Bundan sonrası çok farklı olmaya aday.
Uluslararası güçlerin, özellikle de ABD'nin de dahil olmasıyla Kürt
sorunu Türkiye'de kaosu tetikleyen temel vektör olarak duruyor.
20. yüzyılın ortalarında başlayan ve adına 'insan hakları
söylemine dayalı hegemonya stratejisi' denilen küresel oyun artık sona
erdi. Görünen o ki, ABD Ortadoğu'da "demokrasi ve insan hakları"
söylemi yerine "istikrar" ve "refah" söylemine yönelecek. Bölgesel
aktörlerle daha içli dışlı hamlelere yönelecek. Statükocu güçlerle
"ortak düşman" tanımlamaları üzerinden geçici operasyonel ilişkiler
kurarken, aynı zamanda kendisine yönelik hem söylemsel hem eylemsel
"risk gruplarını" yerel karşıtlarıyla etkisizleştirecek. Kendi gücünü
dönemsel operasyonlar için dünyanın belli başlı noktalarında
yoğunlaştıracak. Mevcut durumda bunu önemli oranda sağlamış durumdadır.
Türkiye'deki egemen güçler bu minvalden sonra kendileri açısından
kabul edilebilir yeni bir stratejik planla karşı karşıya. Bazı
konularda (Kerkük, İran, Kürt sorunu vb.) önemli şüpheleri olsa da
ABD'nin küresel hegemonya stratejisinde (kara operasyonu başlatarak)
yerlerini aldılar. Zaten reel politiğin gereği olarak verili aktörlerin
konumlarını tekrar talep etmelerinin yarattığı basınç uzunca bir
süredir gündemdeydi. Hepsinin (Türk ve Kürt politik güçlerin) kurduğu
ortak cümle, 'Ya bizi ciddiye alırsınız ya da işlerinizi zorlaştırırız'
biçimindeydi. İşleri daha çok zorlaştıracak olan ve global stratejiyle
daha çok uyum ve katkı sağlayacak/rolünü oynayacak aktörler oyuna dahil
edildi. Kürtler -şimdilik- strat ejik planlamanın dışında, hatta kısmen
hedefi durumunda. Evet, yalancı bahar bitti! Kar yağıyor...
İstikrar önde
Hiçkimse ve hiçbir kimlik güvende değil artık! Etkinlik mücadelesi
ötekileştirilenin "silinmesi" doğrultusuna sapacak. Egemenlerin ve bazı
başat grupların hazırlıkları da beni destekler gibi gözüküyor. Bence
artık herkes insan hakları söyleminin etkisinin çok cüzi olacağına
kendini alıştırmalı.
Bunun Türkiye'de demokrasinin tüm parametreleriyle yüzleşme
sürecine etkisi, açık ki negatif olacak. İstikrar demokrasinin önünde
artık! Ve istikrarın korunması için demokrasiden her türlü taviz
önümüzdeki dönemde küresel bir trend olarak gayet meşru görülecek.
Global strateji dalgasının Türkiye'nin güncel siyasetini alabora
ettiği açık. Kürt sorunu itibarıyla yansıması şudur: AKP kara
operasyonu başlatarak bu sorunda çözüm şansı kadar gücünü de yitirdi.
İstese bile artık bunu yapacak imkâna ve ortama sahip değil. DTP en
başından beri zaten tek başına bu güce ve inisiyatife sahip değildi.
Bir yıkım süreci başlatarak 'inşa aktörü' olmadığını tescilledi. Bu
sürecin insani, ekonomik ve politik dinamikleri/bedeli/sonuçları bir
yana, ciddi biçimde meşruluk problemi de var. Demokratik-siyasi çözüm
seçeneği denenmemiş/değerlendirilmemişken; uluslararası hukuk ve
demokratik kriterlerin gerektirdiği toplumsal ve yapısal dönüşümü,
hatta benzeri sorunlarda uygarlığın çözüm yöntemi ve modelleri hiçbir
şekilde esas kadar ilham alınmamışken; ortada önerilmiş, tartışılmış ya
da buna mukabil reddedilmiş (onur kırıcı teslimiyet dayatması hariç!)
bir öneri/bir fikir öne sürülmemişken, kanımca meşruluk tartışmaları
sadece 'güç ve stratejiyle' açıklanabilir!
Bu noktadan sonra çözüme dair 'irade'nin betimlemesini yapmak
gerekiyor. İrade kavramının geçmişinde, insan eylemiyle imkânsızı
oluşturmaya kalkışmaya atıflar da var. İrade kavramına başvururken
ifade etmek istediğim alan, verili bazı toplumsal salınımları etkin
kılmak için çaba harcamakla sınırlı. Bu sınırlandırmadan sonra biraz
'beylik' kaçmasına aldırmayarak "demokratik cumhuriyet"i sonraki
zamanlara taşımak isteyenlerin 'iradi müdahale'de bulunma zamanı
olduğunu söylemek istiyorum. Kürtleri artık bütün 'operasyonların,
yasakların, dışlanmışlığın, korkuların, komploların, ölümlerin odağı'
olmaktan çıkaracak iradenin yaratılması artık kaçınılmazdır. Birlikte
yaşamayı, ortak bir gelecek kurmayı bu kadar isteyen bir halkın hak ve
özgürlükleriyle onore edilmeyerek uluslararası çıkarlar uğruna kopuşa
zorlanması kabul edilmemeli.
İsim isim söylemek istemiyorum ancak bu ülkede sözünün ve
eyleminin değeri olan çok sayıda insan var. Bu insanların her biri
farklı bir siyasal geleneğe sahip olsalar da, yine konuştukları siyasal
dil farklılıklar gösterse de, biraraya gelip bir şeyler yapmalarının
tam zamanı. Kişilerden daha önemlisi çeşitli grupların irade ortaya
koymaları neredeyse hayati önemde. Konuya giriş yaparken yaratıcılık
üzerine bir-iki laf etmekteki amacım birbirinden çok farklı olsalar da
bu ülkenin sözü ve eylemi değerli gruplarının bağlantılar oluşturmasına
vurgu yapmaktı. Bu bağlantıları nasıl kurarlar, bence kendi
yaratıcılıklarına kalmış. Bu ortamda çok farklı grupların etrafında
yatay ağlar oluşturduğu ve sürekli farklılaşma dinamiğine sahip geniş
bir yapının kucaklayabileceği arayış ve hedeflere ihtiyaç olduğunu
düşünüyorum.
Kürtler ve Türklerin birlikte yaşayacağı demokratik bir cumhuriyet
inşası için söz hepimizde... Eğer bizler bir şeyler yapmazsak hiçkimse
itilip kakılmaktan kurtulamaz. Türkiye'de güçlü bir inisiyatif
kurulmalı. Bu inisiyatife aydınlar, görevli ya da emekli devlet
adamları, cemaat önderleri, toplumsal örgütler, inanç grupları ve
özellikle bütün sesiyle sıradan insanlar katılmalı. Demokratik bir
ülkede barış içinde sorunların çözümü için operasyonel tüm güçlere ve
eylemlere karşı inisiyatif oluşturmalıyız. Eğer hemen eyleme geçmezsek
ne yazık ki yarın yanımızda olması gereken birçok insan sonraki gün
belki de hayatta bile olmayacak. Herkesin normal şartlar altında yarını
görmesi için önümüzdeki kaosu görüp umut resmini çizecek insanların
iradelerini ortaya koymaları gerekiyor.
Yoksul ve mazlum Kürt ve Türk halklarının çocuklarının,
egemenlerin küresel ve bölgesel çıkarları adına birbirine daha fazla
kırdırılmasına izin vermemeliyiz. Açıkçası önümüzdeki iki ay içinde,
önümüzdeki yüzyılda anılmaya değer bir şeyler yapılmazsa her şey ciddi
bir belirsizliğe sürüklenecek gibi duruyor. Kaosa sürükleniyoruz,
yaratıcı eylem zamanıdır. Beynimizdeki kelebekleri kanatlandırıp
'güneşin doğduğu topraklarda' Kürt ve Türk çocuklarının birlikte ürün
ekmeye devam etmeleri için güçlü dalgaları arkamıza almak zorundayız.
05 Mart 2008 12:39 · okuryazarhay
· Etiketler
kavramlar üzerinde sürüklenirken
Kavramlar üzerinde sürüklenirken
|
Türkiye'deki egemen güçler, ABD'nin küresel hegemonya stratejisinde
(kara operasyonu başlatarak) yerlerini aldı. Fotoğraf: Şenol
Çakır/Şırnak DHA
|
Kürtler
ve Türklerin birlikte yaşayacağı demokratik bir cumhuriyet inşası için
söz hepimizde... Türkiye'de güçlü bir inisiyatif kurulmalıdır. Bu
inisiyatife aydınlar, görevli ya da emekli devlet adamları, cemaat
önderleri, toplumsal örgütler, inanç grupları ve özellikle bütün
sesiyle sıradan insanlar katılmalıdır
(564 defa okundu)
AYSEL TUĞLUK
2008
hepimizin hayatlarında mutlaka hatırlamak zorunda kalacağı bir yıl
olacak. Herkes Cumhuriyet'in kuruluşunun mesela 100. yılına geldiğinde
şu veya bu şekilde bu dört sıfırlı (ikisi sekizin) yıldan söz etmek
zorunda kalacak. Kimbilir, belki de o güne ulaşanların söz edecekleri
ortak bir zeminleri bile olmayacaktır.
Yaratıcılık konusunda birçok tanım yapılabilir, zaten yeterince
yapılmıştır da. Benim en sık kullandığım yaratıcılık tanımı, 'ilgisiz
ve/veya öyle görünen şeyler arasında bağlantılar oluşturabilmek'
biçiminde. Cebelitarık Boğazı'na dökülen çöplerin kutup dairesindeki
Eskimo bir kadının bebeğini zehirlemesi gibi kötü bağlantılar veya
Pekin'de kanat çırpan bir kelebeğin herhangi bir Pasifik adasındaki
çiftçinin mahsulünü bereketli kılmak gibi 'iyi' bağlantılar da olabilir
bunlar.
Daha tanıdık bir örneğe başvurmam gerekirse, 'olmayanı' üretmeye
de yaratıcılık deniyor. İşin içinde yine bir bağlantı kurma imkânı
mevcuttur. Demiri farklı renkteki bir taştan üretti insanoğlu. Velhasıl
siyasette de farklı ve çoklu bağlantılar oluşturabilecek bir yaklaşım
sergilemek gerekiyor. Esasen de Ahdi Atik'ten kalma karşıtlıklar
üzerine siyaset yürütmenin artık miadını doldurduğunu düşünmenin
zamanıdır. Giderek farklılaşan ve genişleyen ağlar inşa eden, hiyerarşi
ve tahakkümün reddi, eşitlik ve özgürlüğün azamileştirilip ortak bir
adalet nosyonuna ulaşabilme amacını gündemleştirip demokratik siyaset
yapmaya başlamak lazım!
Yaratıcılık gerekiyor, çünkü eşikte kaos var. Kaos kavramı
Türkçeleştirilirken çoğunlukla 'karışıklık, başıbozukluk' terimlerine
başvuruluyor. Sanırım kaos sözcüğünün Çince karşılığı tehlike ve fırsat
anlamına da geliyor. Siyaset bilimde kaos kavramı çoğunlukla bir geçiş
evresi olarak tasvir ediliyor. Eskinin yapılarının dağıldığı, yeni
oluşumların nüve olarak boy verdiği düzensizlik evresi. Çinlilerin
öngördüğü gibi birçok fırsat ve tehlikenin mevcut olduğu bir dönem
olarak tanımlamanın abartı olacağını sanmıyorum.
Ekonomik olarak, özellikle Amerika merkezli emlak piyasasının
yarattığı küresel sorunlar konusunda hemen herkes ciddi olarak
tedirgin. Türkiye ekonomisinin son beş yıldır kimi ekonomistlerce
zengin müşteriyi kapmak için indirim yarışına girmiş satıcıların
durumundan hareketle analoji oluşturarak uluslararası sermayeyi çekmek
için yarışan ülkelerin durumunu izah etmek için 'sıfıra doğru yarış'
denilen sıcak para çekme mücadelesi üst limitine ulaştı. Simdi küresel
tehlike nedeniyle tedrici kaçış süreci gündemdedir. Bu ekonomik risk
faktörleri siyaset, bürokrasi ve sivil toplum grupları içinde önemli
dalgalanmalar yaratacaktır. Artan işsiz sayısı ve özellikle "yukarı
mahalle" ile "aşağı mahalle" arasındaki gelir uçurumu artık "gürültüye"
dönüşecek gibi duruyor.
Ekonomideki durumla Türkiye'deki siyasal söylemde "fay hatları"
denilen kutuplaşmalar giderek derinleşecek (türban vb.). Bu tür
kutuplaşmalarda klasik beklenti uçlardan uzak orta alan salınımlarının
sürmesi. Ancak, tekrar ve özellikle diğer bazı öğelerin tetiklemeleri
sonucu uç salınımlar beklemek gerektiğini düşünüyorum.
Başta Irak olmak üzere komşuların durumu ise, önemli bir
uluslararası unsur olarak istikrarsızlığı artırmada rol oynayacak. Ve
eski bir sorun: Kürt sorunu. Bundan sonrası çok farklı olmaya aday.
Uluslararası güçlerin, özellikle de ABD'nin de dahil olmasıyla Kürt
sorunu Türkiye'de kaosu tetikleyen temel vektör olarak duruyor.
20. yüzyılın ortalarında başlayan ve adına 'insan hakları
söylemine dayalı hegemonya stratejisi' denilen küresel oyun artık sona
erdi. Görünen o ki, ABD Ortadoğu'da "demokrasi ve insan hakları"
söylemi yerine "istikrar" ve "refah" söylemine yönelecek. Bölgesel
aktörlerle daha içli dışlı hamlelere yönelecek. Statükocu güçlerle
"ortak düşman" tanımlamaları üzerinden geçici operasyonel ilişkiler
kurarken, aynı zamanda kendisine yönelik hem söylemsel hem eylemsel
"risk gruplarını" yerel karşıtlarıyla etkisizleştirecek. Kendi gücünü
dönemsel operasyonlar için dünyanın belli başlı noktalarında
yoğunlaştıracak. Mevcut durumda bunu önemli oranda sağlamış durumdadır.
Türkiye'deki egemen güçler bu minvalden sonra kendileri açısından
kabul edilebilir yeni bir stratejik planla karşı karşıya. Bazı
konularda (Kerkük, İran, Kürt sorunu vb.) önemli şüpheleri olsa da
ABD'nin küresel hegemonya stratejisinde (kara operasyonu başlatarak)
yerlerini aldılar. Zaten reel politiğin gereği olarak verili aktörlerin
konumlarını tekrar talep etmelerinin yarattığı basınç uzunca bir
süredir gündemdeydi. Hepsinin (Türk ve Kürt politik güçlerin) kurduğu
ortak cümle, 'Ya bizi ciddiye alırsınız ya da işlerinizi zorlaştırırız'
biçimindeydi. İşleri daha çok zorlaştıracak olan ve global stratejiyle
daha çok uyum ve katkı sağlayacak/rolünü oynayacak aktörler oyuna dahil
edildi. Kürtler -şimdilik- strat ejik planlamanın dışında, hatta kısmen
hedefi durumunda. Evet, yalancı bahar bitti! Kar yağıyor...
İstikrar önde
Hiçkimse ve hiçbir kimlik güvende değil artık! Etkinlik mücadelesi
ötekileştirilenin "silinmesi" doğrultusuna sapacak. Egemenlerin ve bazı
başat grupların hazırlıkları da beni destekler gibi gözüküyor. Bence
artık herkes insan hakları söyleminin etkisinin çok cüzi olacağına
kendini alıştırmalı.
Bunun Türkiye'de demokrasinin tüm parametreleriyle yüzleşme
sürecine etkisi, açık ki negatif olacak. İstikrar demokrasinin önünde
artık! Ve istikrarın korunması için demokrasiden her türlü taviz
önümüzdeki dönemde küresel bir trend olarak gayet meşru görülecek.
Global strateji dalgasının Türkiye'nin güncel siyasetini alabora
ettiği açık. Kürt sorunu itibarıyla yansıması şudur: AKP kara
operasyonu başlatarak bu sorunda çözüm şansı kadar gücünü de yitirdi.
İstese bile artık bunu yapacak imkâna ve ortama sahip değil. DTP en
başından beri zaten tek başına bu güce ve inisiyatife sahip değildi.
Bir yıkım süreci başlatarak 'inşa aktörü' olmadığını tescilledi. Bu
sürecin insani, ekonomik ve politik dinamikleri/bedeli/sonuçları bir
yana, ciddi biçimde meşruluk problemi de var. Demokratik-siyasi çözüm
seçeneği denenmemiş/değerlendirilmemişken; uluslararası hukuk ve
demokratik kriterlerin gerektirdiği toplumsal ve yapısal dönüşümü,
hatta benzeri sorunlarda uygarlığın çözüm yöntemi ve modelleri hiçbir
şekilde esas kadar ilham alınmamışken; ortada önerilmiş, tartışılmış ya
da buna mukabil reddedilmiş (onur kırıcı teslimiyet dayatması hariç!)
bir öneri/bir fikir öne sürülmemişken, kanımca meşruluk tartışmaları
sadece 'güç ve stratejiyle' açıklanabilir!
Bu noktadan sonra çözüme dair 'irade'nin betimlemesini yapmak
gerekiyor. İrade kavramının geçmişinde, insan eylemiyle imkânsızı
oluşturmaya kalkışmaya atıflar da var. İrade kavramına başvururken
ifade etmek istediğim alan, verili bazı toplumsal salınımları etkin
kılmak için çaba harcamakla sınırlı. Bu sınırlandırmadan sonra biraz
'beylik' kaçmasına aldırmayarak "demokratik cumhuriyet"i sonraki
zamanlara taşımak isteyenlerin 'iradi müdahale'de bulunma zamanı
olduğunu söylemek istiyorum. Kürtleri artık bütün 'operasyonların,
yasakların, dışlanmışlığın, korkuların, komploların, ölümlerin odağı'
olmaktan çıkaracak iradenin yaratılması artık kaçınılmazdır. Birlikte
yaşamayı, ortak bir gelecek kurmayı bu kadar isteyen bir halkın hak ve
özgürlükleriyle onore edilmeyerek uluslararası çıkarlar uğruna kopuşa
zorlanması kabul edilmemeli.
İsim isim söylemek istemiyorum ancak bu ülkede sözünün ve
eyleminin değeri olan çok sayıda insan var. Bu insanların her biri
farklı bir siyasal geleneğe sahip olsalar da, yine konuştukları siyasal
dil farklılıklar gösterse de, biraraya gelip bir şeyler yapmalarının
tam zamanı. Kişilerden daha önemlisi çeşitli grupların irade ortaya
koymaları neredeyse hayati önemde. Konuya giriş yaparken yaratıcılık
üzerine bir-iki laf etmekteki amacım birbirinden çok farklı olsalar da
bu ülkenin sözü ve eylemi değerli gruplarının bağlantılar oluşturmasına
vurgu yapmaktı. Bu bağlantıları nasıl kurarlar, bence kendi
yaratıcılıklarına kalmış. Bu ortamda çok farklı grupların etrafında
yatay ağlar oluşturduğu ve sürekli farklılaşma dinamiğine sahip geniş
bir yapının kucaklayabileceği arayış ve hedeflere ihtiyaç olduğunu
düşünüyorum.
Kürtler ve Türklerin birlikte yaşayacağı demokratik bir cumhuriyet
inşası için söz hepimizde... Eğer bizler bir şeyler yapmazsak hiçkimse
itilip kakılmaktan kurtulamaz. Türkiye'de güçlü bir inisiyatif
kurulmalı. Bu inisiyatife aydınlar, görevli ya da emekli devlet
adamları, cemaat önderleri, toplumsal örgütler, inanç grupları ve
özellikle bütün sesiyle sıradan insanlar katılmalı. Demokratik bir
ülkede barış içinde sorunların çözümü için operasyonel tüm güçlere ve
eylemlere karşı inisiyatif oluşturmalıyız. Eğer hemen eyleme geçmezsek
ne yazık ki yarın yanımızda olması gereken birçok insan sonraki gün
belki de hayatta bile olmayacak. Herkesin normal şartlar altında yarını
görmesi için önümüzdeki kaosu görüp umut resmini çizecek insanların
iradelerini ortaya koymaları gerekiyor.
Yoksul ve mazlum Kürt ve Türk halklarının çocuklarının,
egemenlerin küresel ve bölgesel çıkarları adına birbirine daha fazla
kırdırılmasına izin vermemeliyiz. Açıkçası önümüzdeki iki ay içinde,
önümüzdeki yüzyılda anılmaya değer bir şeyler yapılmazsa her şey ciddi
bir belirsizliğe sürüklenecek gibi duruyor. Kaosa sürükleniyoruz,
yaratıcı eylem zamanıdır. Beynimizdeki kelebekleri kanatlandırıp
'güneşin doğduğu topraklarda' Kürt ve Türk çocuklarının birlikte ürün
ekmeye devam etmeleri için güçlü dalgaları arkamıza almak zorundayız.